Günlerdir bir “fon vurgunu” furyasıdır gidiyor.
Televizyonlar, sosyal medya, kahvehaneler aynı soruyu soruyor:
“Vatandaşın parasına ne olacak?”
Şüphelilerin gözaltında geçirdiği o kritik dört günde paraların yurt dışına kaçırılıp kaçırılmadığını MASAK araştıracak. Dijital izler sürülecek, raporlar hazırlanacak. Bırakalım kurumlar işini yapsın.
Ama biz de biraz çuvaldızı kendimize batıralım.
Çünkü ortada yalnızca bir denetim sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir finansal cehalet sorunu var.
Açık konuşalım: Manipülasyonla şişirilmiş, gerçek ekonomik değerinden koparılmış bir varlığa para yatıran kişi, yalnızca sisteme değil, kendi kararına da bakmak zorundadır.
Bir liralık varlığı yirmi lira diye pazarlayanlara inanıp kuyruğa girerseniz, balon patladığında elinizde kalan kâğıdın değerini devlet belirleyemez.
Hayali getirileri, uçuk kâr vaatlerini bir kenara bırakalım.
Ana paranın tamamının geri dönmesi bile garanti değildir.
İşte burada ikinci büyük mesele ortaya çıkıyor:
KURTLAR SOFRASINA NEDEN OTURUYORUZ?
Yıllardır söyleniyor:
“Bedava peynir fare kapanında olur.”
Ama bizim yatırımcının bir bölümü, bilanço okumaktan çok sosyal medyada “uçacak, kaçacak” diyenlerin peşinden koşuyor.
Risk nedir?
Çeşitlendirme nedir?
Bir şirketin gerçek değeri nasıl ölçülür?
Fonun yöneticisi kimdir?
Para nerede tutulmaktadır?
Getiri nasıl oluşmaktadır?
Bunları sormadan yatırım yapılıyor.
“Abi bu hisse patlayacak” cümlesi, bazen yüz sayfalık araştırma ve analiz raporlarından daha ikna edici hale geliyor.
Sonra tahta kapanıyor.
Fon tasfiye ediliyor.
Ve aynı soru geliyor:
“Devlet benim paramı kurtarsın.”
Devletin görevi elbette yatırımcıyı koruyacak denetim mekanizmalarını kurmak, kötüye kullanımı önlemek ve suç varsa soruşturup sorumluları ortaya çıkarmaktır.
Fakat devlet, her yüksek riskli yatırımın zararını Hazine'den karşılamak zorunda değildir.
ÇARESİZLİK VAR, AMA RASYONALİTE DE VAR
Öte yandan vatandaşa da “Sen ettin, sen buldun” deyip geçemeyiz.
Yüksek enflasyon, eriyen alım gücü, kira ve eğitim maliyetleri insanları daha yüksek getiri aramaya itiyor. Geçim sıkıntısı içindeki insanın parasını koruma çabası anlaşılabilir.
Fakat çaresizlik, finansal intiharın ruhsatı değildir.
Kumar masasına “pazar parasını çıkarırım” diye oturursanız, masa sonunda hesabı önünüze koyar.
Finans piyasası da böyledir.
Kolay para vaadi, çoğu zaman kolay para kazanmanın değil, kolay soyulmanın reklamıdır.
Asıl ders burada.
Bugün bir fon patlar, yarın başka bir isim çıkar. Bugün sosyal medyada bir simsar konuşur, yarın başka bir “uzman” peydah olur.
Denetim güçlendirilmeli.
Suç varsa sonuna kadar araştırılmalı.
Mağduriyet varsa hukuk içinde giderilmesi için bütün yollar işletilmeli.
Ama toplum da finansal okuryazarlığı öğrenmeli.
Çünkü kendi parasının nasıl değerlendirildiğini bilmeyen yatırımcı, kurtlar sofrasında menüye dönüşür.
Ve en acı gerçek şudur:
Cehaletin faturası bazen yalnızca para değildir; insan, kendi parasını kime teslim ettiğini öğrenene kadar parasını çoktan teslim etmiş olur.