Ülke her gün yeni bir skandal haberiyle çalkalanıyor. İddiaların, soruşturmaların ve yolsuzluk tartışmalarının izleri ise dönüp dolaşıp yine AK Parti iktidarına uzanıyor.
Eskiden “Yok artık, o kadar da değildir” diyerek şaşırdığımız ne varsa, bugün sıradan gerçeklere dönüşmüş durumda. “Olmaz böyle şey” derken yeni skandallar sinema salonundaki cin mısırları gibi peş peşe patlıyor.
Peki, bu meşhur fonların, finansal vurgun iddialarının içinde kimler var?
Gözaltılar, soruşturmalar ve ortaya çıkan ilişkiler tablonun ciddiyetini gösteriyor. Adalet Bakanı’nın ifadesiyle mesele, “ucu nereye giderse gitsin” denilen devasa bir kara deliğe dönüşmüş durumda.
Ama burada asıl ayrım şu:
Bir tarafta bu sistemden nemalandığı iddia edilen fonzadeler, diğer tarafta birikimleri eriyen, hayatları kararan, umutları sömürülen fonzedeler var.
Asıl soru da belli:
Bu soruşturmalar gerçekten nereye kadar gidecek?
Çünkü işin siyasi ayağına dokunulmadığı sürece atılan bütün adımlar eksik kalacaktır.
İktidara yakın isimlerin, gazetecilerin ve siyasi çevrelerin de artık “Kim, niçin, hangi gerekçeyle bu düzenin büyümesine göz yumdu?” sorusunu sorması boşuna değil. Kulislerde, meselenin bütün yönleriyle aydınlatılmaması halinde siyasi faturanın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çıkabileceği yönündeki endişelerin konuşulduğu belirtiliyor.
Ekonomi yönetimine yönelik eleştirileriyle bilinen AK Partili Metin Külünk’ün ardından Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın “Ucu nereye giderse gitsin, kime dokunursa dokunsun gerçekler ortaya çıkarılmalı” sözleri de dikkat çekici.
İyi de mesele tam burada düğümleniyor:
Ucu nereye gidiyor?
Eğer bu yapı yıllarca büyüdüyse SPK, Borsa İstanbul, MASAK ve diğer kamu kurumları ne yaptı? Denetim mekanizmaları çalıştı mı? Çalıştıysa neden bugün bu kadar büyük soru işaretleriyle karşı karşıyayız?
Özgür Özel’in Meclis’te soruşturma komisyonu kurulması çağrısı da bu nedenle önem taşıyor.
Çünkü mesele yalnızca paranın nereye gittiği değildir.
Mesele, devletin bunu neden zamanında göremediğidir.
HALK GEÇİM DERDİNDE, FONUN PARASI KASADA
Yukarıdaki milyarlık fon tartışmaları, aşağıdaki yoksulluk gerçeğiyle birleşince tablo daha da çarpıcı hale geliyor.
Geçtiğimiz günlerde yerel basında yer alan “Sınıf Sorununa Konteyner Çözümü” başlığı, aslında Türkiye’nin ekonomik fotoğrafını tek cümlede özetliyordu.
Türkiye’nin parası yok değil.
Kaynak da var.
Asıl sorun, bu kaynakların nasıl kullanıldığı ve vatandaşın hayatına ne ölçüde yansıdığı.
Sayıştay’ın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı denetiminde ortaya koyduğu verilere göre Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun yaklaşık 60,9 milyar lirası harcanmadan kasada bekliyor.
Fon, 2025 yılında yaklaşık 146 milyar lira gelir elde etti. Bunun yalnızca 85,1 milyar lirası harcandı. Daha da dikkat çekici olan ise gelirlerin yüzde 98,8’inin, yani yaklaşık 144 milyar liranın, vatandaşın ödediği vergiler ve trafik cezalarından oluşması.
Halk geçinemiyor.
Kiralar ödenemiyor. Mutfak masrafları aile bütçelerini zorluyor. Çocukların eğitim giderleri, faturalar ve temel ihtiyaçlar dar gelirlinin sırtındaki yükü büyütüyor.
Ama yoksullukla mücadele için toplanan milyarlar kasada bekliyor.
İşte Türkiye’nin asıl çelişkisi burada:
Yukarıda milyarlık fon iddiaları, aşağıda geçim derdi…
Bir tarafta paranın izini süren soruşturmalar, diğer tarafta yoksullukla mücadele amacıyla toplanıp kullanılmadan bekletilen milyarlar.
O halde soruyu değiştirelim:
Para nerede değil, para neden halka ulaşmıyor?
Mesele yalnızca birkaç kişinin yaptığı iddia edilen finansal işlemler değildir. Mesele, böyle bir düzenin nasıl kurulabildiği, kimlerin görmediği, kimlerin denetlemediği ve kimlerin bundan yararlanıp yararlanmadığıdır.
Eğer gerçekten “ucu nereye giderse gitsin” deniyorsa, bırakın gitsin.
Siyasetçi de, bürokrat da, finansçı da…
Kimseye ayrıcalık tanınmadan, belgeler ve deliller üzerinden gerçekler ortaya çıkarılsın.
Çünkü artık mesele bir manşetten, bir soruşturmadan ya da birkaç gözaltından ibaret değil.
Mesele, devletin denetim gücünün nerede başlayıp nerede bittiğidir.
Ve bunun cevabı, makamların açıklamalarında değil; belgelerde, hesaplarda ve ortaya çıkarılan gerçeklerde verilmelidir.
Çünkü halk artık cin mısırı seyretmek istemiyor.
Hesap istiyor.
Kasada bekleyen milyarlar ile geçinemeyen milyonlar aynı ülkenin gerçeğiyse, ortada yalnızca ekonomik bir sorun yoktur.
Ortada cevaplanması gereken çok ağır sorular vardır.
“Ucu nereye giderse gitsin” deniyorsa, cevabı da basittir:
Ucu kime dokunursa dokunsun, gerçek orada bitmemeli.
Çünkü gerçek, kapısına dayandığı makamın önünde duruyorsa; o artık soruşturmanın sonu değil, sorunun ta kendisidir.