Nedense emekliler konusu gündeme geldiğinde bana bir gülme krizi geliyor.
Efendim emeklinin sorunlarını biliyoruz. Bu konuda düzenlemeler yapılacak. Çalışmalar devam ediliyor. Aradan yıllar geçer ama bu çalışmalar hiç bitmez.
İşte bu nedenle herhâlde artık sinirlerim bozulmuş olabilir.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli grup toplantısında emeklerin işte hak ettiğini alabilmesi için elimizi değil, gerekirse tüm bedenimizi taşın altına koyarız demişti. Sonra sefalet ücreti" değerlendirmesinde bulunmuştu.
Herkes şu görüşte birleşmişti.
Devlet Bey söz verdiyse sözünde durur, sözlerimin arkasındayım demesi umutları daha da arttırmıştı.

Sefalet ücreti demesi çok akıllı ve duyarlı bir açıklamaydı. Emeklilerde helal olsun Devlet beye demişti. CHP lideri bile Devlet Bahçeli’ye destek çıkmıştı.
Böyle bir heveslendik falan.
Haliyle Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel de bir çağrı yaptı. Son derece siyasi, nazik bir üslupla, "Gelin o zaman" dedi, bu işi bir toparlayalım. En azından hani emeklilerin de yüzleri gülsün, makul bir şey yapalım dedi.


Geçiniz bunları sizin önergenize destek olmayız. Ayak oyunlarınıza kanmayız. İşgüzar taktiklerinizle pabuç bırakmayız. Hey gidi hey hey.
Ya şimdi böyle bir şey olabilir mi? Gurupta başka, oylamada başka oy nasıl kullanılır diye…
Şimdi tatlı su kurnazı diyor ya!

Evet. Özgür Özel'e.
Özgür Özel ne diyor? Emeklilerin durumuna bu kadar üzülüyorsun, bunun bir sefalet ücret olduğunu söylüyorsun, bunun düzelmesi için değil parmağını vücudunu taşın altına koymaktan çekinmeyeceğini iletiyorsun. O zaman diyor biz diyor bunun düzeltilmesi için önerge verelim. Bunu destekle.
Bahçeli’ de; "Bak bak şu tatlı su kurnazına bak" diyor. "Ha biz bunu destekleyelim de iktidarla aramız açılsın." Öyle mi diyor?
Ne yapacağım peki başkan?
Ondan sonra "Peşinden de diyor ki, "Bak" diyor, "biz" diyor iktidar ortağı değiliz, İktidarla ittifak içindeyiz diyor. İttifak ortağıyız diyor. Kelimeye bak. Yani ittifak ortağıyız ne demek?
Ya bir anlaşmayı yürütüyoruz. Bir anlaşmayın. Ama biz iktidar ortağı değiliz.
Yani tam bir şark kurnazlığı..
Tatlı su kurnazlığı burada başlıyor. Yani diyor ki; iktidarın kötü yaptığı iktidarın olumsuzluklarının hiçbirisinden biz sorumlu değiliz.
Evet.
Biz bunu üstlenmiyoruz. Çünkü biz iktidar ortağı değiliz. Bize ne diyor olumsuzluklardan diyor ama diyor ama biz ittifak ortağıyız. İttifaktan sağladığımız birtakım menfaatlerimizin sürmesi için de, onu bozamayız.
Mecburen iktidarın yaptıklarını, yasalarını vesairesini hepsini de destekliyoruz diyor.
Ya bu eğer onun adına tatlı su kurnazlığı değilse bize enayi muamelesi yapıyor.


CHP lideri ÖzgürÖzel de dedi ki ona, o zaman madem bu kadar bukonuda üzülüyorsun, bu konunun düzelmesigerekiyor. O zaman sen bir önerge getir.Biz dedi sizin getirdiğiniz önergeyi destekleyelim genel kurulda oylayalım. Emeklilerde biraz rahat enfes alsın.

Madem kafanı başını taşın altına sokuyorsun.
Amaç bu sefaletiyaşayan emeklilere nefes aldırmak.İnsanca yaşayacakları bir ortam sunmak. İnsani gerekliliklerini, insaniihtiyaçlarını, temel ihtiyaçlarınıgörecekleri asgari bir gelireulaştırmak. Sizin siyaset yapma amacınızla, görevinizle gerekliliğiniz de budur. Ya bunun için şimdi bir ülkedeki insanların huzurunu, rahat yaşamalarını ya insan onuruna yaraşır bir hayat sürmelerini temin etmek değil midir siyasetin görevi?


MHP, Cumhur İttifakı ortağıdır ancak iktidar ortağı değildir, Kabine'nin aldığı kararlara destek oluyoruz

Şimdi öyle bir şey diyor ki, bizim diyor böyle bir görevimiz yok. Görevin ne? İktidarın taleplerini yerine getirmek diyor. İktidar ne derse ben onu sağlarım. İnsanlarımıza acırım üzülürüm.

Bak vah vah vah vah!.20.bin lirayla geçinemezler! Vah vah vah!
Çocuklarımızın durumu kötü. Vah vah vah! Pazarlardan artıkları topluyorlar. Otel köşelerinde emekliler, yaşamak zorundalar.
Onlara da çok üzülüyorum! Ama benim görevim bu değil diyor. Peki, neden siyaset yapıyorsunuz o zaman?
Topluma sizin vaadiniz ne? Ne için siyaset yapıyorsunuz o zaman? İktidarın kazanımlarını destekleyip oradan sağlanacak birtakım rantı bölüşmek mi?

EMEKLİ HALİNE ŞÜKRETMİYORMUŞ

Bir MHP’li diyor ki; emeklilere haline şükretmiyor diyor.
Şükürsüzlük bu memleketin sonu olacak diyor.
Haline şükretmemek ne demek?

Zihniyet bu. Yani bu kadar ihtiraslı olur insanlar diyor ya!
Bu hallerine şükretmiyorlar diyor ya.
Ey! Emekliler halinize şükredin artık diyorlar ya. İnsaf ya. Bunu söylerken hiç mi ya şu içiniz sızlamıyor? Vicdanınız biraz olsun sızlamıyor mu? Hiç mi yüzünüz kızarmıyor?

EY! EMEKLİLER HALİNİZE ŞÜKREDİN ARTIK

20 bin TL aylık maaşla geçinmeye çalışan bu yoksul insanlara şükretmedikleri için kızıyor ya. Ya bu nasıl bir yaklaşım ya?
AKP milletvekili ne diyor ya? Biz diyor, öyle başarılıyız ki, insanların, sağlıklarını, beslenmelerini öyle düzelttik ki, enflasyona ezdirmedik ki ömürleri uzadı. Emekliler çok yaşıyor demek istiyor. Hesapta bu yoktu demek istiyorlar!

Yani çok yaşadıkları için, çok uzun dönemde maaş vermek zorundayız demek istiyorlar..
Siz kimsiniz ya? Babanızın kasasındaki parayı mı veriyorsunuz? Neyi veriyorsunuz?
Sizler o emeklinin, o çalışanın, her birimizin verdiği bugüne kadarki primleri, vergileri kazançlarından ayırıp teslim ettiğimiz o gelirleri yönetmek, onu tekrar bize çevirmek, o gelirlerden bizim hayat standartlarımızı yükseltmek için görevlendirdiğimiz bizim hizmetlilerimizsiniz.
Maaşlarınızı, bizim verdiğimiz vergilerle ödüyoruz. Sizin patronunuz biziz ya. Bizim çalışanlarımızsınız aslında.

Sanki babasının kasasından emeklilere bağışta bulunuyor.
Sanki o kendi kazanmış, şirketinin ya da kendi servetinden para bağışlıyor sanki.
Böyle bir mantık olabilir mi?

Yapamıyorsanız gidersiniz, beceremiyorsanız bırakırsınız. Başkaları gelir yapar. Yani bu kader değil. Sandığı milletin önüne getirirsiniz.
Tatlı su kurnazlığına gerek yok…
Ya da, hiç kimsenin gölgesine girmeden, seçimlere yalnız başına giresiniz.
Millet o zaman cevabını sandıkta verir…