İslam medeniyetinin mirasçısı olan şehirlere dikkatle bakıldığında, merkezinde daima bir camiyle karşılaşırız. Bu tesadüf değildir. Çünkü cami, İslam toplumunda yalnızca namaz kılınan bir mekân değil; fertleri bir araya getiren (cem eden), mümin kalpleri kaynaştıran, hayatın nabzının attığı en kıymetli mekândır.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in; “Allah’a en sevimli mekânlar camilerdir” (Müslim, Mesâcid, 288) buyruğu, bize camilerin değerini hatırlatmaktadır. Peygamber Efendimizin Medine’ye hicret ettiğinde attığı ilk adımın Mescid-i Nebevî’yi inşa etmek olması, İslam toplumunun cami merkezli bir hayat anlayışını göstermektedir. O mescit; ibadetgâh olmasının yanısıra ilmin, istişârenin, sohbetin, kaynaşmanın, yardımlaşmanın hatta hayatın merkezi olmuştur. Mescid-i Nebevî, ibadetle (din) gündelik hayatın (dünya) bütün olduğunu, birbirinden ayrı olamayacağını göstermiştir.
Camiler, tarih boyunca da şehirlerin ve mahallelerin kalbi olmuştur. İnsanlar sevinçlerini de acılarını da caminin gölgesinde paylaşmıştır. Bugün de kısmen devam etse bile, modern hayatın hızı, bireyselleşmenin dayattığı yalnızlık, cami ile hayat arasındaki bağımızı zayıflatmaktadır. Camiler giderek sadece belirli yaş gruplarının uğradığı mekânlar hâline gelirken, hayat başka merkezler etrafında şekillenmeye başlamıştır. Bu da bize toplumsal olarak “fikrî/düşünsel bir savruluşu” göstermektedir. Oysa camiler; yorgun ruhların soluklanacağı, dağılmış zihinlerin toparlanacağı yegâne sığınaklardır.
Modern hayat; hızıyla baş döndüren, hazlarıyla oyalayan, parıltısıyla göz alan bir çağ sunuyor insana. Ancak bu parlaklığın ardında yavaş yavaş törpülenen bir tarafımız var: Ruhumuz. Zaman kazanırken sükûnu, imkân çoğalırken anlamı kaybediyoruz. İnsan, her şeye yetiştiği hâlde kendine geç kalıyor. Modern zamanların yorgun insanı, ruhundaki çatlakları fark etmeye bile vakit bulamıyor. Oysa camiler, bu çatlaklardan sızan huzursuzluğu onaran sessiz şifahanelerdir. Kalbin hızını düşüren, nefsi susturan, insanı kendisiyle yüzleştiren mekânlardır. İşte tam bu noktada camiler, hayatın gürültüsü içinde duyulmayı bekleyen çağrı olarak durmaktadır.
Cami ve mescitler bireysel bir sığınak olmanın ötesinde; toplumun inşası ve ihyasında da önemli rol üstlenmektedir.
Cami, sadece ezan vaktini hatırlatmaz; kulluğu, sorumluluğu ve ahlakı hatırlatır. Mihrabı istikameti, minberi ve kürsüsü sahih dini bilgiyi, cemaati ise islam kardeşliğini öğretir. Camide saf tutan mümin, hayatın diğer alanlarında da islam ahlakını kuşanmayı hedefler. Çünkü cami, insanı sadece Allah’ın huzuruna değil; insanlığa karşı da sorumluluğa çağırır.
Bugün camilerin hayatın kıyısına itilmesi; başka bir deyişle “cuma”, “bayram”, “teravih” gibi zamanlara hapsedilmesi, maneviyatın da hayatın dışına sürülmesi anlamına gelmektedir. Oysa camiler; yorgun ruhların soluklandığı, anlam arayışının cevaba dönüştüğü yerlerdir. Kadınların, çocukların, gençlerin, her bir bireyin kendini bulduğu yerlerdir.
Camiler aynı zamanda sınıfları eşitler. Aynı safta duran insanlar, modern hayatın inşa ettiği görünmez duvarları orada aşar. Statüler, ünvanlar, kimlikler cami kapısında askıya alınır. İçeri giren herkes, yalnızca kuldur. Bu eşitlik hâli, insanın iç dünyasında kaybolan adalet duygusunu yeniden yeşertir.
Bugün yeniden düşünmek zorundayız: Camiler hayatımızın neresinde duruyor? Kadınların, çocukların ve gençlerin kendini ait hissetmediği bir cami, geleceğini nasıl inşa edebilir? Yolu camiyle kesişmeyen nesillerin cami/İslam ahlakını taşıması mümkün müdür? Bu sorulara doğru
cevaplar verip gereğini yerine getirdiğimizde, camiyi yeniden hayatın merkezine almış olacağız. Böylece toplum bambaşka bir çehreye kavuşacaktır.
O hâlde bu mübarek Ramazan-ı şerifi vesile ederek geliniz; camilerimizi yalnız bırakmayalım. Hayatımıza camiyi, camilerimize hayatı taşıyalım...


Abdülkadir YETİM
Dini İhtisas Merkezi Eğitim Görevlisi

MEAL OKUYORUM

Size bir selâm verildiğinde ya daha güzeli ile veya dengi ile karşılık verin. Allah, her şeyin hesabını tutmaktadır.

(Nisa 4/86)

HER GÜNE BİR HADİS

“Müslümanlar arasında aldatma olamaz! Bizi aldatan, bizden değildir!” (Dârimî, Büyû’, 10)

GÜNÜN DUASI

“Sizden biriniz aksırdığı zaman; ‘elhamdülillah ‘alâ külli hâl (her hâl için elhamdülillah) desin. Kardeşi veya arkada- şı da ona, ‘yerhamükellah (Allah, sana rahmet / merhamet etsin) desin. Aksıran da (tekrar); ‘yehdîkümüllahü ve yuslihu bâleküm (Allah, size de hidayet versin ve işinizi düzeltsin / kalbinizi ıslah etsin) desin.” (Buhârî, Edeb, 126)

BİR SORU-BİR CEVAP

Diş tedavisi yaptırmak orucu bozar mı?

Sırf diş tedavisi sebebi ile oruç bozulmaz. Tedavinin ağrısız gerçekleşmesi için yapılan enjeksiyonlar da beslenme amacı taşımadığı için orucu bozmazlar. Ancak tedavi sırasında yapılan başka işlemler sebebi ile -mesela ağız su ile çalkalanırken- boğaza su, kan veya tedavide kullanılan maddelerden biri kaçarsa oruç bozulur ve kaza edilmesi gerekir.(Fetvalar,DİB Yay.syf.283)