Ramazan ayında suç oranlarının düştüğünü defalarca duymuşuzdur. Bu bile Ramazan’ın toplum üzerindeki manevi tesirinin ne denli büyük olduğunu gösteren bir işarettir. Evet, şefkat ve merhamet sahibi Yüce Rabbimizin bizlere ihsan ettiği en hususi zamanlardan biridir Ramazan ayı. Onun manevi iklimi katı kalpleri yumuşatır, günaha dalmış olanları tevbeye yöneltir. Bu vesileyle, sadece midemizle değil bütün azalarımızla, hatta kalbimizle bile oruç tutarız.
Özellikle Ramazan ayında sokaklarımız bir başka kokar. İftarı beklerken burnumuza gelen o enfes pide ve yemek kokuları, çocukların sokaklarda şen şakrak oynamaları, hanımların iftar hazırlığı için telaşlı koşuşturmaları, camilerimizle olan bağımızın güçlenmesi… İşte bu güzide ay; her Müslümanın biraz iç dünyasına yönelmesine, kendisiyle muhasebe yapmasına da vesile olur. Ramazan ayında ailemizle, iş arkadaşlarımızla ve çevremizle olan münasebetlerimizi de iyilik anlayışıyla geliştirmeye önem veririz.
İyilik dediğimiz şey, aslında düşündüğümüz gibi çok büyük fedakârlık gerektiren şeyler de değildir. Bir tebessüm, selamlaşma, hal hatır sorma, işlerde kolaylık dileme… Aslında bu tür küçük ve basit görülen ama insanın kalbine dokunan, kendisini değerli hissetmesini sağlayan şeylerdir iyilik. Peki, şimdi bu tür iyilikleri sadece Ramazan ayına sıkıştırıp sonrasında unutmak ne kadar doğrudur? Hele ki milli ve manevi değerlerimizin böylesine önemini yitirdiği dönemlerde…
İslam’ın temel öğretilerinden biri de güzel ahlaktır. Zira Kur’an ayetlerinin bir kısmı inanç ve ibadetten bahsederken belli bir kısmı da ahlaktan bahseder. Yüce Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’deki; “Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor” (Nahl 16/90) ayeti de bu güzellikleri ortaya koymakta değil midir? İnancın gönülde olduğunu, güzel ahlakın da gönlün eğitilip olgunlaştırılması olduğunu göz önüne alırsak; bu anlamda güzel ahlakın imanla ilişkili bir husus olduğunu da görmüş oluruz değil mi? Başta da ifade ettiğimiz gibi, Ramazan ayı işte bu gönül eğitimi için en güzel fırsattır.
Güzel ahlakın müşahhas örneği Peygamberimiz (s.a.v.) çevresine hep güzel muamelede bulunmuş, asla sert ve kaba davranmamıştır. Enes (r.a.), O’nun güzel ahlakını anlatırken, “Rasûlullah (s.a.v.) insanların en güzel ahlaklısıydı” (Buhârî, Edeb, 39) diye tarif etmişti. Öyleyse, Ramazan ayı bizlere güzel ahlakı öğretmeli... Bir yaşlıya poşetini taşırken yardım etmek, çocuk ve gençlere karşı daha anlayışlı olmak, ihtiyaç sahiplerine zekât ve fitrelerimizle destek olmak, yakınlarımızı iftara davet etmek, teravih namazları ve mukabeleler için camilerimizi doldurmak… Ramazan ayı bize bu güzellikleri kazandırmalı değil midir?
İçinde bulunduğumuz şu çağda sosyal medyada fazla vakit geçiren insanlarımız yalnızlaşıyor. Aile içinde huzursuzluklar artıyor. Trafikte sabırsızlaşıyor, iş yerinde gerginleşiyoruz. Üstelik dünyanın farklı coğrafyalarında savaş, kan ve gözyaşı varken, en çok ihtiyacımız olan şey iyilik değil midir? Gelin bu Ramazan’da edindiğimiz güzel ahlakı sene boyu devam ettirmeye söz verelim kendimize...
İşte Ramazan bize iyiliği hatırlatmak ve yaşatmak için gelir. İyiliğin en bariz tezahürü ise güzel ahlaktır. Bu Ramazan’da kırgınlıkları bir kenara bırakalım. Gönül kazanmaya gayret edelim. Bir yetimin yüzündeki tebessüm, bir büyüğümüzün avuçlarındaki dua, bir ihtiyaç sahibinin gönlündeki sevgi ve muhabbet olmaya gayret edelim. Ramazan; iyiliği ve güzel ahlakı hatırlamak ve yaşamak için bir fırsattır. İyilik ve güzel ahlak ise kalbin olgunlaştığını gösteren işaretlerdir...
Muhammed Ali YAVUZ
Vaiz
MEAL OKUYORUM
“Ey iman edenler! İçki, kumar, tapınmak ve putlara kurban kesmek için dikilen taşlar, fal ve şans okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide 5/90)
HER GÜNE BİR HADİS
İnanarak ve karşılığını Allah'tan umarak Ramazan gecelerini namaz (teravih) kılarak ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. (Müslim, Salâtül-müsafirin, 173)
GÜNÜN DUASI
Dâvud A.s’ın Duası:
Allahım! Senden seni sevmeyi, seni sevenleri sevmeyi ve senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allahım! Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha ileri kıl!” (Tirmizî, Daavât 73)
BİR SORU-BİR CEVAP
Sahur yemeğinin dindeki önemi nedir?
Sahur yemeği, oruç tutacak kişilerin imsak vaktinden önce gece yedikleri yemektir. Hz. Peygamber (s.a.s.) sahura kalkmış ve bunu ümmetine de tavsiye etmiştir (Buhârî, Savm, 19, 20). Resûl-i Ekrem(s.a.s.), sahur yemeğinde “bereket” (Buhârî, Savm, 20) olduğunu ifade etmiş ve sahur yemeğinin, müslümanların orucu ile ehl-i kitabın orucu arasındaki en önemli farklardan biri olduğunu belirtmiştir (Müslim, Sıyâm, 46). Onun sahurla ilgili söz ve uygulamalarından hareketle fakihler, sahura kalkmanın ve sahuru geciktirmenin sünnet olduğunu söylemişlerdir (Kâsânî, Bedâî’, II, 105)
(Fetvalar, DİB Yay. syf. 266)