Her milletin kimliğini oluşturan, onu diğer toplumlardan ayıran unsurlar vardır. Bu unsurların başında milli ve manevi değerler gelir. Tarih boyunca bir milleti ayakta tutan, zor zamanlarda bir araya getiren, birlik ve beraberlik duygusunu pekiştiren bu değerler, bizim de en kıymetli hazinemizdir.
Milli değerler, bir toplumun tarihinden, kültüründen ve ortak yaşantısından doğan unsurlardır. Vatanımız, bayrağımız, istiklal marşımız, devletimiz, bağımsızlığımız, dilimiz, tarihimiz, gelenek ve göreneklerimiz gibi unsurlar milli değerlerimiz arasında yer alır.
Manevi değerlerimiz ise; inancımız, kutsal kitabımız, ailemiz, saygı, sevgi, hoşgörü, adalet, merhamet, kul hakkı gibi bizim iç dünyamızı besleyen, ahlakımızı güzelleştiren ve toplumsal huzurumuzu sağlayan değerlerdir.
Manevi değerlerimizin başında hiç şüphesiz dinimiz gelmektedir. İslâm dini, itikadi, ibadet ve ahlaki ilkeleriyle son din olmasının yanı sıra, en doğru ve en kâmil dindir. İnananlara dünya ve ahiret huzuru ve mutluluğu kazandırmaktadır. Bizi birbirimize, “İnananlar ancak kardeştirler…” (Hucurât 49/10) ifadesiyle kenetlemektedir. Dinî bayramlarımız, camilerimiz, minarelerden yayılan ezan sesleri hep bizi hatırlatmaktadır. Büyüklerimize saygı, küçüklerimize sevgi göstermek, komşuluk ilişkilerimize önem vermek gibi geleneklerimiz, manevi zenginliğimizin göstergesidir
Tarihe baktığımız zaman görürüz ki, en zor şartlar altında olsalar bile milli ve manevi birlikteliklerini devam ettiren milletler, yücelmiş ve yükselmişlerdir. Bölünüp parçalanan ve bölücülüğün pençesine düşen milletler ise tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir.
Küreselleşmenin hızlandığı günümüzde, maalesef birçoğumuzda, özellikle de gençler arasında yabancı kültürlere özenme artmaktadır. Bu durum milli ve manevi değerlerden uzaklaşmamıza, örf ve adetlerimize uymayan davranışları benimsememize, zararlı akım ve alışkanlıkların tuzağına düşmemize yol açmaktadır. Oysa bir millet, değerlerine sahip çıktığı sürece ayakta kalabilir.
Ortak değerlere sahip çıkmak, insanlar arasında dayanışma ve güven duygusunu güçlendirir. Vatan sevgisi, bayrak sevgisi gibi değerler bu sayede pekişir. Bu değerlere önem verilirse, farklı kesimler arasındaki kutuplaşma azalır, birlik duygusu artar. Bireyler kim olduklarını, hangi millete ve kültüre ait olduklarını bilir, inançlarına sahip çıkar. Ahlaki değerlere dayanan toplumda suç oranı azalır, huzur ortamı oluşur. İnsanlar arasında saygı, hoşgörü ve empati artar.
Bu itibarla geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi, milli ve manevi değerlere uygun yetiştirmek, anne-baba, eğitimci ve toplum olarak hepimizin görevidir.
Bunun için öncelikle ailede ebeveyn olarak kendimiz bu değerleri benimsemeli, yaşamalı ve çocuklarımıza da öğretmeliyiz. Gerek okulda, gerekse sosyal hayatta, milli ve manevi değerlerin yaşatılması için gençlerimize bu değerlerin doğru şekilde aktarımı yapılmalıdır. Kültürel etkinlikler, bayramlar, anma günleri gibi özel zamanlarda bu değerler yaşatılmalı, dijital ve sosyal medya gibi mecralarda olumlu ve bilinçli içeriklerle bu değerler desteklenmelidir. Aksi takdirde değerlerin yok sayılması ya da unutulması, toplumda kimlik bunalımlarına, inanç zayıflığına, kültürel yozlaşmaya ve birlik duygusunun zayıflamasına neden olabilir. Oysa tarihini, kültürünü, inancını bilen bireyler; kendine güvenen, sorumluluk sahibi ve duyarlı bireyler olarak yetişir.
Sonuç olarak, milli ve manevi değerlere sahip çıkmak, sadece geçmişimizi hatırlamak değil, aynı zamanda geleceğimizi de sağlam temeller üzerine inşa etmektir. Unutulmamalıdır ki; ancak değerlerine sahip çıkan bir millet, geleceğe güvenle bakabilir. Ne mutlu köklerine bağlı kalarak çağın gereklerine uyum sağlayabilenlere!

Ayşe ELSÖZ
Vaiz