Siyasetin en eski aldatmacası sahnedeki kuklayı tartışıp ipleri tutan eli görmezden gelmektir.
Bugün Türkiye'de yaşanan hukuksuzlukları yalnızca iç politik dengelerle açıklamaya çalışmak, gölgeyi inceleyip ışık kaynağını unutmak gibidir. Çünkü karşımızda tek tek hukuk dışı işlemlerden ibaret bir tablo yok; daha büyük bir siyasal mühendisliğin Türkiye ayağı vardır.
Dün "Bu kadarına da cesaret edemezler" dediğimiz ne varsa bugün olağanlaştırılmış durumdadır. Asıl soru da budur: Hukukun sınırlarını zorlayan uygulamalar nasıl oldu da bu kadar kolay uygulanabilir hale geldi?
Çünkü mesele artık hukuk değildir.
Hukuk Tartışması Değil, Siyasi Tasarruf
Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik "mutlak butlan" tartışması hukuki bir ihtilaf değil, seçilmiş iradeye yöneltilmiş siyasi bir müdahaledir.
Bunun adına ister operasyon deyin, ister vesayet girişimi, ister darbe.
Ama buna hukuk demeyin.
Çünkü hukukun amacı siyasi iradeyi tasfiye etmek değil, korumaktır.
Son günlerde birçok kişi bu meselenin hukuki boyutunu tartışıyor. Oysa tam da burada büyük bir yanılgı var. Hukuken tartışılabilir olması, yapılan işlemin meşru olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine...
Hukuk dışı bir müdahaleyi sürekli hukuk diliyle tartışmak, zamanla o müdahaleye meşruiyet kazandırmanın aracına dönüşebilir.
Ben bu oyunun parçası olmayı reddediyorum.
Deve mi, Kuş mu?
Ortaya çıkan tablo başlı başına bir hukuk garabetidir.
Dernekler için düzenlenmiş istisnai hükümleri alıp Türkiye'nin birinci partisine uygulamaya kalkıyorsunuz.
Yetki tartışmalı.
Görev tartışmalı.
Kararın dayanağı tartışmalı.
Süreç tamamlanmamış.
Temyiz aşaması ortada duruyor.
Ama bütün bunlara rağmen siyasi sonuçlar kesinleşmiş gibi davranılıyor.
Ortaya çıkan karar deve mi kuş mu belli değil.
Fakat nedense herkesten onu kartal gibi görmesi bekleniyor.
Daha hukuki süreç tamamlanmadan insanlar suçlu ilan ediliyor.
Masumiyet karinesi unutuluyor.
Suçsuzluk ilkesi rafa kaldırılıyor.
Sonra da hukuk devletinden söz ediliyor.
Ne büyük ironi...
2015'ten Beri Adım Adım
Bugün yaşananları tek başına değerlendirmek mümkün değildir.
2015 Haziran seçimlerinden sonra başlayan süreç, 20 Temmuz OHAL' iyle yeni bir aşamaya geçti.
Ardından KHK düzeni geldi.
Sonrasında 2017 referandumu ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kuruldu.
Her aşamada devletin denge ve denetleme mekanizmaları biraz daha zayıflatıldı.
Şimdi ise aynı inşa sürecinin yeni bir perdesi açılıyor.
Mutlak butlan tartışması bu hikâyenin son bölümü değil.
Ara bölümüdür.
Asıl filmin henüz bitmediğini görmek gerekiyor.
Sıradaki Perde: Yeni Anayasa
Bugünlerde "yeni anayasa" başlığı altında yürütülen tartışmaların tesadüf olduğunu düşünmek saflık olur.
Önümüzdeki dönemde anayasanın çeşitli maddelerinin yeniden gündeme getirildiğini göreceğiz.
Cumhurbaşkanının görev süresinden vatandaşlık tanımına kadar birçok başlığın tartışmaya açılması sürpriz olmayacaktır.
Bu nedenle CHP içerisinde yaratılmak istenen karmaşayı yalnızca parti içi bir mücadele olarak okumak eksik kalır.
Ama bu planın önemli bir sorunu var.
Planın aktörleri ikna edici değil.
Kuklaların Trajedisi
Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresindeki dar kadronun ortaya koyduğu performans, bütün bu sürecin en zayıf halkasını oluşturuyor.
Bir hafta boyunca yaşananlara bakın.
Parti örgütlerinden yükselen tepkiye bakın.
Milletvekillerinin açıklamalarına bakın.
Muhalefet çevrelerinin yaklaşımına bakın.
Ortaya çıkan tablo son derece nettir.
Bu girişimin toplumda karşılığı yoktur.
Siyasette bazen bir insanın haklı olması yetmez.
İnsanların da onun haklı olduğuna inanması gerekir.
Bugün yaşanan sorun tam olarak budur.
Sahne kurulmuştur.
Dekor hazırlanmıştır.
Fakat oyuncular rolü taşıyamamaktadır.
Bu yüzden her yeni hamle güç kazandırmak yerine daha fazla yalnızlaşma üretmektedir.
Kuklacı Neden Kurultay İstemiyor?
Buradaki temel soru şudur:
Madem delegelerde şaibe olduğu iddia ediliyor, neden olağanüstü kurultaydan kaçılıyor?
Neden üyelerin önüne gidilmiyor?
Neden parti tabanının iradesine başvurulmuyor?
Çünkü cevap bellidir.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin üyelerine sorulduğunda ortaya çıkacak sonuç herkes tarafından bilinmektedir.
İşte tam da bu nedenle mesele delegeler değildir.
Mesele seçim değildir.
Mesele irade değildir.
Mesele sonucu önceden belirlenmiş bir siyasi mühendislik girişimidir.
Kuklalar Değil, Kuklacılar
Bu yüzden bugün dikkatlerimizi yalnızca sahnedeki aktörlere çevirmek büyük hata olur.
Kuklalar gelir gider.
İpler değişir.
Sahne dekoru yenilenir.
Ama asıl mesele ipleri kimin tuttuğudur.
Türkiye'nin önündeki asıl soru da budur.
Bugün yaşananlar bir parti içi tartışma değildir.
Bir rejim tartışmasıdır.
Ve rejim tartışmalarında gözler kuklalarda değil, kuklacılarda olmalıdır.