Yatırım programı dediğiniz şey, kâğıt üzerinde bir niyet listesi değildir. Hele hele belediye bütçesi söz konusuysa, işin içine giren her kalem; merkezi idare izinleri, ihale süreçleri, teknik kapasite ve mali disiplinle birlikte okunmak zorundadır.

Odunpazarı Belediyesi’nin 2027 Yılı Yatırım Programı da tam olarak bu çerçevenin içinden geçerek Belediye Meclisi’ne geldi. 25 projeden oluşan, 1 milyar 231 milyon liralık bir yatırım hacminden söz ediyoruz. Ancak bu rakamların siyaseten tartışılması ile teknik olarak hayata geçmesi aynı şey değildir.

Çünkü Türkiye’de yerel yönetimlerin en büyük gerçeği şudur: Bir proje yalnızca belediye meclisinden geçerek değil, çoğu zaman Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan, DSİ’den, Kültür Varlıkları Kurulları’ndan ve daha birçok bürokratik eşikten geçerek hayata geçer. Bu onay zincirlerinden biri bile tıkandığında, yatırım programı kâğıt üzerinde kalma riski taşır.

Tam da bu nedenle, yatırım programlarını değerlendirirken “yapılır mı yapılmaz mı” sorusu kadar “yapılmasına kimler hangi süreçlerde izin veriyor” sorusu da kritik hale gelir.

Bu noktada Odunpazarı Belediyesi’nin geçmiş performansına bakıldığında; Türkiye’de proje üretme kapasitesi yüksek, mali disiplinini görece koruyan ve borç yükünü kontrollü tutan yerel yönetimlerden biri olduğu görülüyor. Özellikle kreş yatırımları, sosyal belediyecilik alanında öne çıkan örnekler arasında yer alıyor.

Ancak burada başka bir tartışma daha var: Merkezi idarenin yerel yönetim yatırımlarına yönelik izin süreçleri ve son dönemde gündeme gelen bazı mali kısıtlamalar, belediyelerin yatırım refleksini doğrudan etkiliyor. Bu durum, yalnızca Odunpazarı için değil, tüm yerel yönetimler için yapısal bir mesele.

Bu tablo içinde Meclis’teki siyasi pozisyonlar ise ayrı bir tartışma alanı oluşturuyor.

AK Parti grubunun yatırım programına “ret” oyu vermesi, teknik bir değerlendirmeden çok politik bir pozisyon olarak okunuyor. Zira eleştirilerin önemli bir kısmı, bütçenin matematiğinden ziyade geçmiş dönem performanslarına ve siyasi tercihlere dayanıyor.

Oysa yatırım programları, geleceğe dönük bir planlama belgesidir. Bu belgelerin özü, “bugün ne eksikti” tartışmasından çok “yarın ne yapılacak” sorusudur.

Bu nedenle ortaya çıkan tablo, zaman zaman teknik gerçeklik ile siyasi söylem arasında bir kopuşu da gösteriyor. Bir tarafta kaynak planlaması, ihale kapasitesi ve bürokratik onay süreçleri; diğer tarafta ise siyasi eleştiri refleksi…

Bu kopuş derinleştikçe, kamu yararına olan projelerin ortak akılla desteklenmesi gereken zemin zayıflıyor.

Oysa yerel yönetimlerin asıl gücü, siyasi ayrışmaların ötesinde kentin ihtiyaçlarında birleşebilmesidir.

Yol, altyapı, sosyal hizmetler ve özellikle çocuklara dönük kreş yatırımları gibi alanlar; günlük siyasetin değil, uzun vadeli şehir aklının konusudur.

Sonuç olarak 2027 Yatırım Programı yalnızca bir bütçe metni değil; aynı zamanda bir yönetim kapasitesi ve kurumsal irade testidir.

Ve bu testin en kritik noktası da şudur: Projeler kâğıtta değil, sahada anlam kazanır