Tarih bazen insanı yürütür.
Bazen de yürümeyenleri tarihin dışına iter.
Türkiye bugün tam da böyle bir kavşaktadır.
Uzun zamandır siyasetin toplumu şekillendirdiği sanılıyordu.
Oysa bugün bunun tersi yaşanıyor.
Toplum, siyaseti yeniden biçimlendiriyor.
Asıl devrim budur.
Çünkü ilk kez muhalefet, kendi seçmenini peşinden sürüklemiyor.
Tam tersine...
Seçmen, muhalefeti önüne katıp yeni bir istikamete doğru zorluyor.
Bu, Türk siyasal hayatında alışılmış bir durum değildir.
Son aylarda yaşananlar yalnızca bir parti içi kavga değildir.
Ne butlan tartışması...
Ne kurultay hesaplaşması...
Ne de birkaç ismin siyasi geleceği...
Bunların hiçbiri tek başına yaşananları açıklamaya yetmiyor.
Toplumun öfkesi, partilerin iç tüzüğünden çok daha derin bir yere dayanıyor.
İnsanlar yalnızca ekonomik krizden bunalmış değildir.
Hukukun aşınmasından...
Liyakatin erimesinden...
Kurumların yıpranmasından...
Adalet duygusunun zedelenmesinden yorulmuştur.
Aslında yükselen itiraz, tek tek olaylara değil; işleyişedir.
Sorun kişiler değildir.
Sorun sistemdir.
+++++
İşte tam bu yüzden Zonguldak'taki kalabalık sıradan bir miting kalabalığı değildir.
Oraya yalnızca bir siyasetçiyi dinlemeye gelen insanlar yoktu.
Oraya kendi geleceklerini arayan insanlar gelmişti.
Bir lidere değil...
Bir fikre yürüdüler.
Belki o fikir henüz bütün ayrıntılarıyla ortaya konmuş değil.
Ama toplum önce yönü hisseder.
Programlar sonra yazılır.
Siyasetin tarihi bunun örnekleriyle doludur.
+++++
Yıllarca Türkiye'de liderler toplumu cesaretlendirdi.
Bugün ise toplum liderleri cesaretlendiriyor.
İşte ezber tam burada bozuluyor.
Sokak, siyaset kurumuna yeni bir rota çiziyor.
Siyaset ise bu rotaya yetişmeye çalışıyor.
Bu nedenle bugün yaşanan gelişmeleri yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi'nin iç tartışmaları olarak okumak büyük yanılgıdır.
Orada görünen çatlak, aslında Türkiye'nin siyasal yapısındaki kırılmanın yansımasıdır.
+++++
Cumhuriyet Halk Partisi uzun yıllar boyunca en ağır eleştiriyi "Ankara siyaseti" yaptığı için aldı.
Koridorlar...
Dosyalar...
Toplantılar...
Delegeler...
Oysa siyaset, halktan uzaklaştığı anda bürokrasiye dönüşür.
Bürokrasi ise düzeni korur.
Toplum ise değişimi ister.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin altı okundan biri "Devrimcilik" tir.
Devrimcilik, yalnızca geçmişte yapılmış inkılapları anmak değildir.
Toplum değişirken kendini de değiştirebilmektir.
İlkelerine sadık kalarak yöntemlerini yenileyebilmektir.
Değişime direnen bir yapı, en çok kendi kuruluş felsefesiyle çelişir.
+++++
Bugün konuşulması gereken soru yeni bir parti kurulup kurulmayacağı değildir.
Asıl soru şudur:
Türkiye'nin yeni bir siyasal hikâyesi yazılabilecek midir?
Çünkü toplum artık tabela değiştirilmesini istemiyor.
Zihniyet değişikliği istiyor.
Yeni bir hukuk düzeni istiyor.
Kurumların yeniden ayağa kalkmasını istiyor.
Liyakati esas alan bir devlet düzeni istiyor.
Kimsenin korkmadan konuşabildiği bir ülke istiyor.
İnsanlar yalnızca iktidarın değişmesini beklemiyor.
Yönetme anlayışının değişmesini bekliyor.
+++++
Siyasetin en büyük yanılgısı, halkın peşinden geldiğini sanmasıdır.
Hayır.
Bazen halk öne geçer.
Siyaset nefes nefese onu takip eder.
Bugün Türkiye'de yaşanan tam da budur.
Toplum yürümeye başlamıştır.
Eskişehir yürümüştür..
Artık mesele, o yürüyüşün önüne geçebilmek değil...
O yürüyüşe istikamet verebilmektir.
Çünkü tarih bazen tercih bırakmaz.
Yalnızca mecburi istikamet bırakır.
Eskişehir bu siyasi rotanın izdüşümüdür…
YENİ BİR YOLDA YÜRÜMEK…
Taht dedikleri şey, rüzgârın gölgesidir;
Halk dedikleri ise tarihin nefesidir.
Direnen sanır ki devran kendi elindedir;
Oysa mecbur istikamet, vicdanın sesidir.
Ne taç kalır başında, ne mühür elde kalır;
Halk yürürse ardından en sert duvar da tıkılır,
Değişmeyen yalnızca değişimin hükmüdür;
Tarih, direnenleri değil, yürüyenleri çağırır.
(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır)