Mevlânâ der ki:
“İyi bir dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur.”

Siyaset, aynayı en çok kıran alandır.

Çünkü orada herkes aynayı sever gibi yapar,
ama görüntüsünü hiç sevmez.

Metinler var.

Programlar var.

Vaatler var.

Hepsi düzgün.

Hepsi cilalı.

Hepsi rafine.

AK Parti programı da öyle.

“Özgürlük” diyor.

“Hukukun üstünlüğü” diyor.

“Yozlaşmayla mücadele” diyor.

“Adalet” diyor.

“Eşitlik” diyor.

Kâğıt sanki bir anayasa değil de bir ideal ülke tasviri.

Ama mesele tam da burada başlıyor:

Kâğıt konuşuyor, hayat susuyor.

Çünkü hukuk, yazıldığı kadar vardır.

Adalet, dağıtıldığı kadar gerçektir.

Özgürlük, izin verildiği kadar hissedilir.

Ve işte o noktada siyaset, metin olmaktan çıkar.

Gerçeğe dönüşür.

Meclis.

Milletin evi.

Güzel bir ifade.

Herkesin tekrar ettiği bir cümle.

Ama bazen o evde tartışma olmaz.

Sadece prosedür olur.

Sadece oylama olur.

Sadece hız olur.

Milletvekili mi?

Konuşturan değil, çoğu zaman dinleyen.

Tartışan değil, çoğu zaman onaylayan.

Karar mı?

Bazen Meclis’te değil.

Meclis’e gelmeden önce bitmiş.

Sonra paketlenmiş şekilde gelir.

Adı Torba kanun olur.

İçine ne konduğu çok tartışılmaz.

Zaten tartışma süresi de sınırlıdır.

Dışarıdan bakınca buna farklı ülkelerde farklı isimler verilir.

Rusya’da DUMA denir.

Merkezden şekillenen bir siyasal akıl vardır denir.

Tartışma vardır ama sınırlıdır denir.

Ama isimler kimseyi kurtarmaz.

Çünkü mesele isim değildir.

Mesele işleyiştir.

Eğer parlamentoda kararlar yukarıda pişip aşağıda ısıtılıyorsa…

Orası yasama değil, onay mekanizmasıdır.

Ve bu noktada şu soru kaçınılmaz hale gelir:

Bir meclis gerçekten milletin iradesini mi üretir…

Yoksa sadece o iradeye mühür mü basar?

Protesto hakkı?

Evet.

Demokrasinin en temel hakkı.

Ama şiddet?

Hiçbir hakkın parçası değil.

Devletin görevi burada nettir.

Ne özgürlüğü bastırmak.

Ne düzeni kaybetmek.

Ama ikisi arasındaki dengeyi kurmak. Fakat asıl kriz burada değil.

Asıl kriz şu soruda:

Kurulan sistem, gerçekten denge üretiyor mu?

Yoksa sadece denge varmış gibi mi yapıyor?

Çünkü demokrasi bir vitrin değildir.

Süslü cümlelerle ayakta duran bir dekor hiç değildir.

Demokrasi, güç paylaşımıdır.

Eğer paylaşım yoksa…

Sadece güç vardır.

Ve güç, kendini en çok şu cümlede ele verir:

“Karar verilmiştir.”

İşte bütün mesele budur.

Kararı kim veriyor?

Ve kim sadece alkışlıyor?

Cevap netleşmeden hiçbir metin gerçeği anlatmaz.

Cevap netleştiğinde ise, metinlere bile gerek kalmaz

+++++

Sözde adalet diye kürsüde nutuk döner,
Gerçekte hak dediğin bir kalemde yok olur.
El kalkar, irade derler, meclis sessiz döner,
Özgürlük dedikleri… Bakarsın, gölge olur

Sözde her şey nizam, her laf hakikat sandık,
Kâğıt üstünde cennet, biz içinde yanıp kaldık.
El kalkar iner mecliste, irade sanır halkı,
Gülmeyin efendiler…

Biz “özgürlük” ten aldık.

(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)