Hocamla, uzun sayılabilecek telefon konuşmalarımız olur. Birçok, her telden konuları paylaşırız. Düşüncelerimi paylaşırım.
Benim için çok özel insanın dışında bir 'bilge' dir.
Onun Eskişehir aşkı bana yansımıştır. Gezer dolaşır yine Eskişehir'e dönerim. Her seferinde terk edeceğim derim ama nedense geri dönerim.
Büyümü yapmışlar bilemem ama Eskişehir'de yaşamak konforun yanında bir tutku gibidir..

Gel dedi pandemide bitti. Ne zamandan beri görüşüp baş başa yemek yiyemiyoruz..
Yarın gel öğle yemeğine.
Pazartesi Yılmaz hocamızla birlikte öğle yemeği yedik..İÇEM'deki hocalar vardı yanında..İÇEM Yılmaz Büyükerşen'in ANADOLU üniversitesine kazandırdığı en büyük eserlerinden, ilklerinden biridir...Bu gün bile yurdun her yerinden buraya talep vardır. Şimdi, İngilizce eğitim verme noktasına gelmiştir.
43 yıl dönümü vakfın. Hocalara duvardaki çerçeveye alınmış Eskişehir resimlerini göstererek açıklamalarda bulundu.
Belki de ilk defa görmüşlerdi bu şehirleri.
Dile kolay bir ömrün yarısı... Bir gün bu konuya da değineceğim.
*****
Yemekte söz Cüneyt Arkına geldi ve bir anısını paylaştı bizimle.Fahrettin Cürekli Batur..Yılmaz Büyükerşen'in Lisedeki sınıf arkadaşıdır.. Birlikte birçok hatıratları vardır.
Cüneyt Arkın lisedeyken edebiyat bölümündeymiş ve çok hikayeleri varmış... Kalemi çok iyiymiş.

GECE YARISI GELEN TELEFON..
Anadolu Üniversitesi rektörüyüm. Gecenin yarısı. Bir telefon geldi. Dekovil camisinin hemen köşedeki mahallesindeki dekovil karakolundan aranıyorum..Allah Allah dedim kendi kendime... Ne işi var karakolda?
Komiser telefona Cüneyt'e vermiş. Fakat ben bilmiyorum. İçimden de yahu gecenin bir yarısında da merak ettim. Kim? beni gece yarısı arar diye. Ahizenin öbür ucundaki ses Yılmaz ben Cüneyt... Karakoldayım Gel beni kurtar. Yahu dedim kendi kendime. Durumu anladım. Acaba ne oldu da karakola düştü. Hemen birkaç yeri aradım. Araçla gittim. Anadolu üniversitesi rektörüyüm. Cüneyt gecenin bir yerinde müşkül durumda olmasa beni aramaz. Neyse... Telefonu komisere ver dedim. Durumu komiser özetle bana anlattı... Hemen atladım arabayla tam gaz karakola gittim.
Oturdum yanına.
Fahreddin alkolü biraz kaçırmış. İkna ettik. Neyse şoförü, eşi ile eski otogarın oradaki otele getirdik. Zaten oda da ayırtılmış... Fakat o da ne. Otelin önün ana baba günü. Arabayı dört bir yandan kuşatmışlar...
Herkes kara Murat diye bağırıyor.

Fahreddin'in zirvede olduğu dönemler. İşte karate filmlerin ilgi gördüğü dönemler... Cüneyt çok aktif bir insan. Cüneyt Arkın arabanın kapısını açarak çıktı.. Gören film seti var sanır. Sanki film çekiliyormuş. Cüneyt'ten el-kol, ayak hareketleri yapıyor. karate dersleri de almış.. Sarıldıklarını kocaman kolları ile sarıyor küt arabanın kaputunun üzerine oturtuyor. Şoförü de bir anda kendini araba kaputunun üzerinde buldu. İri yarı, güçlü kuvvetli..
Benide sardı belimden. Adam iri yarı. Bende şaşırdım neyse ki beni bıraktı. Dedim ki görevlilere bunu yatıralım. Nasıl olsa yerde ayırtmış..
Fakat emek otelinin görevlileri biz sarhoş adamı içeriye alamayız dediler.Görevliler tedirgin olmuşlar. Peki, ne yapacağız. Eşi, dedi ki ablasının evine götürelim.
Peki, ev nerede?

Eskiden, Kırımdan ve Romanya'dan gelen TATARLAR Eskişehir'de belli bölgelerde iskan edilmişlerdir. Onlar kendilerine tahsis edilen yerlerde kerpiçten mamul evler yapmışlar.
Eski kerpiçten yapılan evler. Büyük avlulu. Ortada bir tulumba veya çıkrıklı kuyular vardı.
Büyük avlulu evlerin çok büyük giriş ağaç işlemi kapıları vardı. Geleneksel evlerin kapıları genellikle büyük ve iki kanatlıdır. Bahçe duvarı içine açılan kapıların üzeri çoğu zaman saçaklı yapılmıştır. Kanatlar tahta işçiliği meşhurdur. Kapı evin sembolüdür.
Araçla abasının evine gelirler. Kapının bir tokmağı vardır. Eski tip kilitlervar. Başladı kapıya vurmaya. Sesi duyan yok. Bir anda Fahreddin geriye çekilerek bir tekme attı kapı açıldı.
Neyse içeriye girdik. Durumu ablasına anlattık. Yatağına yatırdık.

ARADAN BİR ZAMAN GEÇTİ...
Telefon çaldı. Telefondaki ses Fahreddin'in... Yahu hocam ben çok ayıp etmişim... Defalarca özür diledi... Aklına her geldikçe benden bu özrü hep diler. Bende merak ettim sordum. Eskişehir'e neden gelmiştin? Anlattı. Meğerse lise dönemlerinde kalemiyle yazmış olduğu hikayeleri, öyküleri varmış. Gerçi ben biliyordum onun edebiyatının çok iyi olduğunu. İşte, onları almak için gelmiş. İçkiyi biraz kaçırınca kendisini karakolda bulmuş...
Neyse ki ablası onları bir sandukanın içinde saklamış. İşte o yazdıklarının bir bölümünü senaryo haline getirerek sinemaya aktarmış..
Yılmaz Hoca en yakın devre arkadaşını kaybetmenin üzüntüsünü yaşamaktadır... İşin ilginç tarafı pazartesi günü saat 13.30'du konuştuğumuz. Cüneyt Arkın aradan bir gün bile geçmeden acı haber geldi.
Ömür dediğin şey, üzülecek kadar çok mu?

BÜYÜKERŞEN'İN CÜNEYT ARKIN İLE İLGİLİ ANISI.
Yer Anadolu üniversitesi. Rektör Davut Aydın. Sinemaya emek verenlere ödül töreni düzenliyor. Yılmaz Büyükerşen de Eski kurucu rektör olarak baş konuk.
Arkadaşı Cüneyt Arkın'a ödülünü veriyor. Çok önemli, biraz da sır sayılan bir konuşma yapıyor. Arkın'ın Eskişehir'de Askeri Hastanede Yedek subay hekim olarak vatan görevini yapıyor.
O zaman kendisinin de kentte bir tiyatro oyununda rol aldığını belirterek, Cüneyt Arkın'ın da yedek subay hekim olarak görevli olduğu için sadece oyunun provalarını seyredebildiğini söyledi. Yani o zamanlardan bir arzusu var.
Arkın'ın askeri elbiseler içinde düzgün fizikli bir yapıda görünüyor.
'İkimiz de okul sıralarından beri birlikte olduğumuzdan, birbirimiz iyi tanıyoruz. Aslında ikimiz de 'çarpık bacaklıyız'. Doktorlar Caddesi'nde,karoların üzerinde mankenler gibi bacaklarımız düzelir mi diye yürürdük. Onun bacaklarının yamukluğu ata binmekten değildir.
YIL 1963...

Halit Refiğ bir film çekiyordu o sıralar. Şafak bekçileri..1.Taktik hava kuvvetlerinin özel izniyle baş rolde Göksel Arsoy , Ekrem Bora, Leyla Sayar, Nilüfer Aydan, Hüseyin Baradan, oynuyor. Halit Refiğ Genç subaylara da roller veriyordu.
CÜNEYT'E AKIL VERDİM..
Ben de Halit Refiğ' i muayenehane çağır. Sana rol verirler dedim. Gitmiş, sormuş. Film bitmiş o sırada. O da Cüneyt'e bir kart vermiş. Daha sonra Cüneyt'i İstanbul'a çağırmış. Cüneyt'in gidişi o gidiş oldu. Yurt dışında da filmler çekti. Ben de sinirimden Eskişehir Anadolu Üniversitesinde sinema okulunu kurdum.'
HALİT REFİK DÖNÜM NOKTASI.
Hayatını dönüm noktası Halit Refikle tanışınca başlıyor. Yedek subaylık görevi sırasında tanışıyor yönetmenle..
1963'te Halit Refiğ'in teklifiyle sinema oyunculuğuna başladı ve 2 yıl içinde 30 kadar film çevirdi.

Medrano Sirki'nde altı ay süreyle akrobasi eğitimi aldı. Burada öğrendiklerini Malkoçoğlu ve Battalgazi serilerinde beyaz perdeye aktararak, Türk sinemasına daha önce hiç örneği olmayan bir tarz getirdi.
YÜREKLİ KAHRAMAN..
Doktor Fahreddin Cüreklibatur. Soyadının ne olduğunu o zamanlar merak etmişlerdir. Cüneyt Arkın KIRIM tatarıdır... Cürekli, yürekli demek. Batur da kahraman.Göçmen bir ailenin evladıdır. Eskişehir balkan savaşlarından sonra ve Cumhuriyetin ilk o dönemler balkanlardan gelen göçmenlerin sığındığı limanı gibidir ve ağırlıklı olarak balkanlardan ve kırım-kafkasya'dan gelen göçmenler ağırlıktadır. Demiryolu Porsuk civarındaki mahallelerde iskan edilmişlerdir..

POLİTİKADA BAŞARILI OLAMADI..
Aktörlüğü sevmişti. Yüzlerce film çekti TV dizilerinde oynadı..Eskişehir'den 4. Sıradan Anavatan partisinden listede yer almıştı. Çiftelerden oy gelmeyince seçilemedi. O günleri hatırlıyorum tercihli oy sistemi vardı ve olmayacak adamlar milletvekili seçildi. Eskişehirli onu Cüneyt Arkın olarak tanıyordu eğer takma isimi geçerli olsaydı milletvekili seçilecekti.. İşin püf noktası..
Cüneyt Arkın, 1991'de Eskişehir'de ANAP'tan seçime girdi ancak, milletvekili seçilemedi. Siyasete girmekten duyduğu pişmanlığı şöyle dile getirmişti. Halk, sanatçısının bir partiden olmasını istemiyor. ANAP'tan seçime girdim ama, halktan olumlu tepki almadım demişti.
****
Cüneyt Arkın İngilizce öğrenseydi bugün dünya çapında bir aktör olacaktı.
Dünyayı kurtaran adam.
Yeşilçam için çok şey verdi.
Liseden edebiyat bölümünde okuyordu. O günlerde yazdığı hikayelerivardı. Bir gün bakacağız Yeşilçam'dan kimse kalmamış.
Bir dönemin hayat hikayemizdi... Yazlık sinemalarda Yeşilçam melodram filmleri gelirdi. Duygudaşlığımız vardı.
Bazen Malkoçoğlu, Fatihin Fedaisi Kara Murat olurdu. Battalgazi olurdu. Akıncı olurdu.

Cüneyt Arkın. Bir sinema idolü.
Mütevazı, büyük özverililerle dar bütçeler ile çekilen filmlerdi.. Yeşilçam toplumu tanıyordu Onunla birlikte anlamlandırıyorduk yaşamlarımız. Sosyalleşme noktalarımız bahçeli sinemalardı..1968 li yıllarda açık hava sinemalarını sayısı 20' yi geçmişti.. Bu gün bile hayatımızın bir parçası olmuş bizleri anlatmış. Bizim hikayemizi anlatmıştı filmlerinde..
Hepimiz o filmlerde kendimizi görürdük.
Abdurrahman PALAY Cüneyt'i seslendirirdi...
Dublajlı dönemler.
'Nayır olamaz' aklımızda kalan repliği.

Senarist,rejisör, yapımcı... Aktör, dizi filmler ve on parmağında on marifet.
Atatürk Lisesinden çıkan değerler.En yakın arkadaşıydı Yılmaz Büyükerşen.
Dostuydu.
Dünyayı kurtaran adam filmini yaptı. Hocamızda, Eskişehir'i çamurdan kurtardı.
Atatürk'ün ışıklı yolunun aydınlatma fişeğiydi. Eskişehir bir değişimin bir dönüşümün adıdır.
Kültür ve sanat başkentidir.
Cüneyt ArkınEskişehir'e geldiğinde yapılan eserleri hayranlıkla izler Yılmaz Hocayı anlata anlata bitiremezdi.
****
FATMA Girik' in ölümü onu çok etkilemişti. Ah! Fatma bekle beni orada demişti..
Yeşilçam'dan bir Malkoçoğlu, Battalgazi, Kara Murat geldi geçti.
85 yaşındaydı.
Ruhun şad olsun.
Mekanın cennet olsun.
Mavi gözleri ile aramızda yaşamaya devam edecek...