Türkiye bugün sıradan bir siyasi kriz yaşamıyor.
Bir iktidar-muhalefet çekişmesinin çok ötesinde, devletin hukukla mı yoksa keyfilikle mi yönetileceği sorusuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Mesele artık hangi partinin kazanacağı değil; yurttaşın iradesinin, hukukun üstünlüğünün ve demokratik düzenin ayakta kalıp kalamayacağıdır.
Böyle dönemlerde toplumların önüne iki seçenek çıkar.
Birincisi beklemektir.
Bir kurtarıcı beklemek...
Bir seçim beklemek...
Bir mahkeme kararı beklemek...
Bir dış müdahale beklemek...
Kısacası kendi kaderini başkalarının insafına bırakmak.
İkinci seçenek ise harekete geçmektir.
Tarih bize gösteriyor ki özgürlükler kendiliğinden gelmez. Demokrasi gökten inmez. Hukuk, güçlülerin lütfuyla kurulmaz. Bunların tamamı toplumların örgütlü mücadelesiyle kazanılır.
İşte bu nedenle bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, umutsuzluk değil iradedir.
Çünkü önümüzdeki engeller ne kadar büyük olursa olsun, toplumların değişim enerjisi her zaman iktidarların baskı kapasitesinden daha büyüktür.
Eski bir söz vardır:
"Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız."
Bugün bu söz yalnızca bir motivasyon cümlesi değildir. Aynı zamanda bir demokrasi programıdır.
Eğer hukuk yolları daraltılıyorsa yeni demokratik mücadele alanları yaratılır.
Eğer siyaset tıkanıyorsa toplum konuşmaya başlar.
Eğer kurumlar görevlerini yapmıyorsa yurttaşlar örgütlenir.
Çünkü demokrasi yalnızca sandık günü kullanılan bir oy pusulasından ibaret değildir. Demokrasi, gerektiğinde yol yapabilme cesaretidir.
Bugün Türkiye'nin önündeki asıl mesele de budur.
Yolun açık olup olmaması değil...
Yolu açacak iradenin bulunup bulunmamasıdır.
Tarih boyunca bütün büyük dönüşümler, "şartlar uygun değildi" diyenlerin değil, "şartları değiştireceğiz" diyenlerin eseri olmuştur.
Bu nedenle karamsarlığın değil, mücadelenin zamanındayız.
Çünkü demokrasi, önüne konulan duvarlara bakıp geri dönenlerin değil; o duvarların etrafından dolaşan, üstünden aşan ya da gerekirse yeni bir yol açanların rejimidir.
Ve bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey tam da budur:
Bir yol beklemek değil...
Bir yol yapmak.
YOLU KAPATANLAR VE YOL YAPANLAR
Siyasette bazen seçim kazanırsınız.
Bazen seçim kaybedersiniz.
Ama bazen de seçimin kendisini anlamsızlaştırmaya çalışanlarla karşılaşırsınız.
Türkiye bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçiyor.
Sandıkta yenemediğini mahkeme koridorlarında yenmeye çalışan bir siyasal akıl var karşımızda. Mesele artık bir parti meselesi olmaktan çıktı. Mesele, yurttaşın sandıkta verdiği kararın geçerli olup olmayacağı meselesidir.
"Mutlak butlan" tartışmalarının siyasetin merkezine oturtulması bu yüzden tesadüf değildir.
Çünkü amaç bir hukuki sorun çözmek değil, siyaseti yeniden dizayn etmektir.
Fakat hesap edemedikleri bir şey var.
Toplumlar bazen önlerine konulan yolu takip eder.
Bazen de yolu kendileri açar.
Özgür Özel'in Anıtkabir yolunda kullandığı "Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız" sözü tam da bu nedenle önemlidir.
Çünkü bu söz aslında CHP'ye değil, bütün topluma söylenmiştir.
Yolu kapatarak siyaseti kontrol edeceğini sananlara karşı verilmiş bir cevaptır.
Demokrasilerde meşruiyet mahkeme salonlarında değil, milletin iradesinde doğar.
Eğer birileri siyaseti yargı kararlarıyla şekillendirebileceğini düşünüyorsa, aslında kendi meşruiyet krizini büyütüyor demektir.
Bugün mesele CHP'nin kurultayı değildir.
Bugün mesele, Türkiye'de vatandaşın oyunun mu üstün olacağı, yoksa siyasi mühendisliğin mi üstün olacağıdır.
Çünkü yol bazen asfalt değildir.
Yol bazen halkın iradesidir. İrade bu yolda yürür. Yollar yürümekle aşınmaz ama yanlış mahkeme kararları demokrasiyi aşındırır.
Ve o irade yürümeye karar verdiğinde, önüne konulan bütün barikatlar er ya da geç aşılır.
Tarih bunu defalarca gösterdi.
Yolu kapatanlar unutuldu.
Yol yapanlar kaldı.