Memlekette öyle bir düzen kurdular ki hukuk terazisi pazarcı kantarına döndü.
Bir kefeye saray konuyor, öteki kefeye millet…
Gene de “denge var” diyorlar.

Bir zamanlar darbeler tankla gelirdi.
Şimdi cübbeyle geliyor.
Eskiden postallar yürürdü Meclis’e, şimdi PDF iddianameler dolaşıyor koridorlarda.

Memleket ilerledi vesselâm…

Bir zamanlar gazeteci yazı yazardı; şimdi savcıların hoşuna gitmeyecek cümle kurmamak için kelime seçiyor.
Eskiden sansür vardı, şimdi insanlar kendi kendini sansürlüyor.
Çünkü korku, bu çağın en ucuz polisi olmuş.

Bir memlekette düşünmek cesaret ister hale geldiyse, orada artık demokrasi vitrine kaldırılmıştır.

Şimdi çıkmışlar “istikrar” diyorlar.
Ortadoğu’ya bakıp diyorlar ki:
“Güçlü liderlik iyidir.”
Ne güzel…
Çünkü onların demokrasi dediği şey,
sandığın kurulup sonucun önceden bilinmesidir.

Tom Barrack çıkmış konuşuyor:
“Batı tipi demokrasi kaos getirdi” diyor.
Monarşileri övüyor.
Merkezi yönetimi övüyor.
Güçlü liderliği övüyor.

Tabii severler.
Padişahla anlaşmak kolaydır çünkü.
Bir kişiyi ikna edersin, ülkeyi yönetirsin.
Ama halk bela iştir…
Sorular sorar.
Hesap ister.
Sandığa gider.
Gazete okur.
Meydan doldurur.

Onun için demokrasi bunların işine gelmez.

BOP dedikleri mesele zaten budur.
Harita cetvelle çizilir, iktidarlar laboratuvarda hazırlanır,
milletlere de “istikrar paketi” diye satılır.

Dün Irak’a demokrasi götürdüler; ülke mezarlığa döndü.
Suriye’ye özgürlük götürdüler; şehirler haritadan silindi.
Şimdi sıra Türkiye’ye geldi.

Fakat Türkiye’yi tankla teslim alamayacaklarını gördüler.
Çünkü bu millet, darbeyi artık üniformalı görünce tanıyor.
O yüzden yöntem değiştirdiler.

Şimdi darbe dediğin şey sabaha karşı mahkeme kararıyla geliyor.
Bir savcı çıkıyor,
iki gizli tanık,
üç televizyon yorumcusu…
Al sana “milli irade operasyonu”.

Yetmedi…
Muhalefeti de içeriden karıştırdılar.

Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca oturduğu koltuğun gölgesini devlet meselesi sandı.
Kurultayı kaybedince mesele siyasetten çıktı, psikolojiye döndü.

Ama hesap etmedikleri bir şey oldu.

Özgür Özel meydanlara çıktı.
Ekrem İmamoğlu operasyonlarla durdurulmak istendi.
Millet ise dağılmadı.

Çünkü bazen halk, siyasetçilerin bile anlamadığı şeyi anlar.

Şimdi korkuları bu.

Çünkü otoriter düzenler seçimden değil, uyanan halktan korkar.
Gazeteciden korkar.
Karikatürden korkar.
Mizahtan korkar.
Bir tweetten korkar.
Bir öğrencinin attığı slogandan korkar.

Onun için gazeteciler tutuklanıyor.
Onun için iddianameler roman gibi yazılıyor.
Suç belli değil, ceza hazır.

Memlekette artık kanıt değil, kanaat dolaşıyor.

Bir savcı bakıyor:
“Bu adam fazla düşünüyor…”
Hop soruşturma.

Bir gazeteci soruyor:
“Bu karar neden çıktı?”
Hop gözaltı.

Bir genç meydanda bağırıyor:
“Hak, hukuk, adalet!”
Hop provokatör.

Çünkü bunların düzeninde vatandaş değil, tebaa makbul.

Neyzen Tevfik görseydi rakıyı bırakırdı herhalde.
Şair Eşref yaşasa hiciv yazmaya yetişemezdi.
Çünkü memleket artık taşlamayı geçti; doğrudan kara mizaha döndü.

Ama unutulan bir şey var:

Bu millet bazen çok susar…
Fakat sustuğu şeyi unutmaz.

Ve bir gün gelir, sandık dediğin şey yalnız oy kutusu olmaktan çıkar;
milletin sabrının mahkemesi olur.