21 Mayıs’ta, mahkeme kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel görevinden uzaklaştırıldı. Yerine ise 13 seçim kaybetmiş eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu atandı.

O günden bu yana Özgür Özel ve birlikte yürüdüğü kadrolar, parti içi demokrasiyi yeniden işletmek için her yolu denedi. Olağanüstü kurultay yapılabilmesi amacıyla delegelerden imzalar toplandı, çağrılar yapıldı.

Ancak bugün gelinen noktada çok net görünen bir gerçek var: Mevcut butlan yönetiminin kurultay yapmaya niyeti yok. Bırakın kurultayı, rövanşist bir anlayışla adeta bir tasfiye operasyonu yürütülüyor. İlk olarak Özgür Özel’e yakın milletvekilleri ve parti yöneticileri ihraç edilmeye başlandı. Ardından il başkanları hedef alındı. CHP’yi Türkiye’nin birinci partisi yapan kadrolar sistemli biçimde uzaklaştırılıyor.

Ortada sıradan bir parti içi çekişme değil, başarılı olmuş bir siyasi hareketin dağıtılma girişimi var. Bugüne kadar Özgür Özel demokratik siyasetin bütün yollarını zorladı. Ancak ne kurultay yapılabiliyor ne de sağlıklı bir diyalog zemini oluşturulabiliyor.

İşte tam bu noktada toplumun beklentisi değişiyor.

Vatandaş artık aylarca sürecek parti içi tartışmaları izlemek istemiyor. İnsanlar hayat pahalılığıyla, borçla ve işsizlikle mücadele ediyor. Her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor.

Bu nedenle seçmenin önceliği parti binaları değil, ülkenin geleceği. Toplum artık yeni bir yürüyüş, yeni bir umut ve yeni bir siyasi çıkış bekliyor.

Hem de hiç vakit kaybetmeden.

Bazıları CHP’nin altı okunun her şartta yüksek oy alacağını düşünüyor. Ben aynı kanaatte değilim.

Çünkü seçmen artık romantik reflekslerle oy kullanacak bir ekonomik rahatlığa sahip değil. İnsanların tek beklentisi bu düzenin değişmesi.

Özgür Özel’in meydanlarda oluşturduğu toplumsal karşılık bunun en açık göstergesi. Yürüdüğü sokaklarda on binler kendiliğinden peşine takılıyor. Çünkü insanlar onda yalnızca bir parti genel başkanını değil, değişim ihtimalini gördüler.

O rüzgâr artık parti binasının, koltukların, makamların, logoların çok ötesine geçmiş durumda.

Türkiye siyasetinde bunun örnekleri var. SHP, 12 Eylül sonrasında merkez solda güçlü bir alternatif olmayı başardı. DSP iktidara kadar yürüdü. Recep Tayyip Erdoğan ise yıllarca içinde siyaset yaptığı Milli Görüş çizgisinden ayrılarak “gömleği çıkardım” dedi ve yeni bir siyasi hareketle tek başına iktidara geldi.

Elbette Özgür Özel’in öncülük edeceği olası bir yeni oluşumun Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel değerlerinden uzaklaşması gibi bir beklenti yok, gömleği çıkarmasına ihtiyaç da yok.Mesele; o değerleri iktidara taşıyabilecek yeni bir siyasi zemini oluşturabilmek.

Bugün zaman muhalefetin değil, Erdoğan’ın lehine işliyor. Her geçen gün ekonomik kriz derinleşirken vatandaşın değişime dair umudunu kaybetme riski de büyüyor.

Eğer parti içindeki kilitlenme aşılamıyorsa, yeni bir yol düşünmek artık bir tercih değil, zorunluluktur. Çünkü muhalefetin görevi yalnızca partisini korumak değil, Türkiye’yi değiştirmektir.

Benim kanaatim nettir. İktidarın yönlendirdiği bir genel başkanla yoluna devam eden bir CHP’nin iktidar alternatifi olabilmesi mümkün değildir. Cumhuriyet Halk Partisi elbette baba ocağıdır. Altı ok hepimizin ortak değeridir. Ancak siyaset, sadece geçmişe sadakatle değil, geleceği kurabilecek cesaretle anlam kazanır.

Artık Türkiye’nin daha fazla kaybedecek zamanı yok. Yeni bir yol bulunacaksa, o yol yarın değil, bugün hemen yürünmeye başlanmalıdır…

(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)