Siyasi partiler kanuna göre; İL Başkanları genel başkanların ildeki temsilcileridir. Tüzük gereği İlçe başkanları ona bağlıdır..
Bu hukuki durumu siyaset yapanlar bilirler.
Sistem böyle çalışır. İl başkanları istediği zaman ilçe başkanlarını davetli olarak toplantıya çağrı yapar. Konuları konuşurlar ve görev dağılımını yapar çalışma takvimini oluştururlar.
Hukuki bağlayıcılığı vardır ve hiçbir ilçe başkanını 'İl' başkanlığı ve yönetimlerinin aldığı kararları yok varsayamaz ve parti disiplinin dışında hareket edemezler.
Kuytu köşelerde, entrika çeviremezler. Kısacası, kulis adı altında dahi olsa 'katakulli' yapamazlar..
AK Parti ve CHP kitle partileridir ve kurumsal kimlikleri vardır.
Kendi içinde iç çekişmeleri olsa da, bu politikanın fıtratında vardır. Her şey alenidir..
Bir partide asla olmaması gereken iftira ve dedikodulardır..
Çünkü partiyi virüs gibi sarar partinin pozitif çalışmalarını engeller.
Partinin tüzüğü ve programının bağlayıcılığı vardır. Genel başkan ve genel merkez yöneticilerini bağladığı gibi, Milletvekillerini, belediye başkanlarını, Belediye ve il genel meclis üyeleri olmak üzere bu kurallara uyar..
Bağlayıcıdır.
İl başkanı, Genel başkanı temsi ederler..
İl de, parti ve çalışmalarla ilgili alınacak kararlarda tam yetkilidir ve programlara partili herkes uymak zorundadır..
Parti iç, disiplinin bunu gerektirir..
Partiyle ilgili alınacak olan kararlarda tam ve tek yetkilidirler.
Kısacası, hiçbir alt birim il yönetim aldığı kararları yok varsayamaz.
Uymak zorundadır.
Çünkü İl başkanı genel başkanını temsil eder. Alt birimlerin üst birimleri deyim yerindeyse takmaması demek genel başkanı takmamak anlamını taşır ve genel hiyerarşiyi bozar.
Yapılacak hukuki işlem bellidir.
Görevden almak.
Hiçbir ilçe başkanı alınan kararlara uymamazlık edemez.
İl başkanı bütün şehirden sorumludur.
İl başkanlarının bu etkin ve yetkin konumları parti tüzüklerinde de açıkça belirtilmiştir.
Parti ile ilgili konularda Belediye Başkanları, BÜYÜKŞEHİR belediye meclis üyeleri il başkanlarına bağlı ve tabidir.
Her il başkanı, Belediye Meclisindeki parti meclis grubunun başkanıdır ve meclis toplantıları öncesinde toplanan parti meclis grubuna bizzat başkanlık eder!
****
Şehrin milletvekilleri, şehir sınırları içine girdiği anda İl başkanının emrindedir ve hazırlanan çalışma programına uymak zorundadır..
Milletvekili, il başkanının verdiği her görevi yapmak durumundadır.
Eğer yapmıyor ise sorun var demektir. Partiler sistemi böyledir. İşte bu sistem 'oligarşik 'düzendir..
İl Başkanları bu nedenle güçlüdür... Tabii bu gücü kullanmak isteyenler için geçerlidir.
***
Peki, Partilerde il başkanları ellerindeki bu gücü kullanma şansına sahip olabiliyorlar mı? Sorusuna verilecek yanıt bellidir. Elbette Hayır! Çünkü parti içinde üye –delege seçimlerinde ve oluşan listeler dengeler üzerine kurgulanmıştır.
İl başkanları kongrelere gitmeden önce adeta 'cambazlık' yaparlar.
Hani liyakati diline dolaşanlar var ya, çok boş laflardır. Aslında siyasetin doğasında da öyle sanmayın ki liyakatli insanlar listelerde yer alır. Hatta tam tersi bir durumda söz konusudur.
Genelde listelerde yer alanlar ya delege ağalarıdır, ya da onların belirlediği isimlerdir.
TÜRK TİPİ SİYASET
Türk tipi siyasetin yapısının DNA' sı bozuktur. Demokrasi falan ne işler, ne işletilir. Sadece demokrasicilik oyununu iyi oynayan kazanır.
Bu oyun sandıkla sınırlandırılmıştır. Halbuki demokrasinin temelinde katılımcılık, çoğulculuk ve söz hürriyeti vardır..
Bu durum parti içinde geçerli değildir ve işlemez. Çünkü partiler oligarşik yapılardır. Bazı yazarçizerler siyasiler bilip bilmeden yazarlar, konuşurlar.
Onun için siyasi partilerde 'vasat' lar seçildiği için seçkinler dolaşımı parti içinde işlemez.
Bu ne demek? Şu demek. Parti içinde entelektüel birikimi ve siyasal deneyimi olanlar enterne edilirler.
Sonuçta, sözde demokrasi denilen oyunda hep vasatlar seçilir veya seçtirilir.
PARTİ İÇİNDEKİ VİRÜSLER..
Demokrasimizin içindeki virüslerden biriside budur. Siz istediğiniz kadar bu virüsleri 'izole' etmeye çalışın. Onlar bir yolunu bulur ve mutasyon geçirerek yeniden yaşama devam eder. Onun için bizim demokrasimize 'mutasyonlu ' demokrasi de denileni bilinir.
Düzen budur. Siyasi partilerinde piyasası vardır. Damak lezzetine uygun alıcısı vardır.
Bu güne kadar
Bu durum parti içinde tüzüğe rağmen geçerli değildir. Partilerde kurumsal bir hiyerarşi vardır. Bu kural emir komuta sistemidir. İşte 12 eylül düzeni devam etmektedir..
Onun için hiçbir siyasal parti, siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu değiştirmemelerinin nedeni budur..
Parti üyeleri aslında taşerondur ve birilerini yukarı taşımak için kullanılmak üzere lojistik destek hizmeti görürler..
Gerçek entelektüeller ve aydınların politikanın dışında kalmalarının nedeni budur!..
Niteliksiz ve birikimsiz insanlar partileri 'kolpa' yaparak sararlar..
Birer ur gibidirler. Partilerde yozlaşmanın temelinde bu anlayış vardır.. Partilerin programları sadece formalite içindir..
Dostlar alışverişte görsünler.
Onun için siyasette kongreyle il başkanlığına gelenlerin yüzü zaman içinde yıpranırlar.. Aday olmak istediklerinde parti içindeki hizipler karşı harekete geçerler..
Ondan da milletvekilimi olurmuş kara propagandası başlatılır.
İl başkanları istifa edip beklentileri gerçekleşmeyince kırılırlar, partiye küserler.
Çalışmazlar.
Nedeni de hiçbir şekilde hak etmeyen insanların listelerde yer aldığını görünce gönülleri kırılır. Sen yıllarca cebinden paralar harca, koştur, çalış, didin gelsin Ankara'dan biri, gelsin liste başına. Ne emek vermiş, ne taban çalışmasını yapmış..
Onu tanıt, koşturur..paranı harca..
Bir de Eskişehirli değilse. Çalışma tempon ikiye katlamak zorundasın veya bana ne der havlu atarsın.
Adayı kimse beğenmese de bunu açıkça yüzlerine karşı seçim atmosferinde söylenmez. Kol kırılır yen içinde kalır anlayışı ile aradan 20-30 yıl geçer hiçbir şekilde işler düzelmez..
Partili Üyelerin performansları düşer. Yorgunluk, bıkkınlık ve metal yorgunluğu dedikleri şey yaşanır. Ancak parti içinde hesaplar bir türlü kapanmaz.
Bazıları da 'bir kapanmaz yaraymış, böyle çaresiz' hüzzam der şarkı söyler..
AYRIŞMALAR..
Parti içinde ayrışmalar başlar. Sen, ben davasının tohumları ekilir. Parti içinde gurupların oluşması ilkeler üzerinden değil adamcılık üzerinden yapılır.
Bu ayrışma yıllar boyu devam eder.
Buna 'kuyruk acısı' denir. Politikayla uğraşanların muhakkak bir kuyruk acısı hikayesi vardır.
Aday olanların hiç biri, Hiçbir zaman toparlayıcı olmazlar ama, kongrelerde birlikte elleri havaya kaldırılanlar, kongrede kaybedenler hemen kulislerde ertesi gün kötüleme kampanyalarına başlar.
Yozlaşma böyle başlar..
PARTİLERİN DURUMU İÇLER ACISI..
Bizler de ahkam keseriz. Deriz ki, yumruğunuzu masaya elinizi kırmadan vurun..
Parti içindeki her türlü dedikoduyu yapanı kulağından çeker atarım. Tüzükten kaynaklanan bir yetkim var.
Bu husumet bundan böyle olmayacak. Örgüt içinde ikilikleri istemiyorum.
Fakat pratikte böyle olmuyor..
İl başkanı iyi niyetle bunu engelleme çabalarını gösterse bile pratikte böyle olmuyor.
Bu sefer durum genel merkeze intikal ediliyor. Genel merkez durumu bilmesine rağmen olaylar göremezden gelerek veya şimdi zamanı değil diyerek ne şiş yansın ne kebap anlayışı ile hareket ederek yapılan kumpaslara adeta göz yummuş oluyor..
İl başkanı ne yapsın? Ancak il başkanlığı rolünü yapmak zorunda..
Çünkü genel merkezde dillerinden demokrasi, insan haklarını dillerinden düşürmeyenler parti içinde otoriter bir tavır sergiliyorlar.
Çünkü az gelişmiş ülkelerin demokrasisi bu kadar oluyor..
Paçozlaşan siyasette, ben sırtımı genel merkeze dayandım diyenler yok değil..
Ne politika üretebiliyorlar. Ne de toplumda karşılıkları var.
Başkalarının gölgesinde kalan sityofik bitkiler gibi yaşamlarını devam ettiriyorlar...
Yağmur yağıyor, seller akıyor, genel merkez camdan bakıyor.
Buna da politika diyorlar.
Demek ki alaturka demokrasimizin yeni 'omicron' versiyonu böyle .. Şişirilmiş egolarını böyle tatmin ediyorlar...
Sonuç olarak;
İl Başkanları, görev yaptığı il sınırları içinde bütün milletvekilleri, belediye başkanları, ilçe başkanları ile delege ve üyelerin tamamına aynı mesafede olmak durumundadır.
Zordur Eskişehir'de siyasetle uğraşmak. Herkes cambaz...
Günün sözü.. 'Bir fırıldak, rüzgar yokken dönüyorsa arkasında bir üfleyen vardır'..