Bazen bir siyasi konuşmanın içinde onlarca cümle bulunur; ama tarihe yalnızca biri kalır.

Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz'ın görevden alınmasının ardından yaptığı konuşmada da geriye kalan tek cümle buydu:

"Siz kim oluyorsunuz da beni görevden alıyorsunuz? Siz kim oluyorsunuz da beni partiden atıyorsunuz?"

Bu soru, aslında Genel Merkez'e sorulmuş sıradan bir tepki değildir.

Bu soru, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bugün yaşadığı meşruiyet krizinin özetidir.

Çünkü Yalaz'ın itirazı görevden alınmasına değil; kendisini görevden alan iradenin meşruiyetinedir.

Konuşmasının her satırında aynı iddiayı tekrarlıyor.

"Beni bu göreve Genel Merkez değil, örgüt getirdi."

"Beni partiden kimse atamaz."

"CHP baba ocağıdır."

"Sarayın icazetiyle alınan kararları tanımıyorum."

Bu cümlelerin tamamı tek bir siyasi eksene oturuyor:

"Partinin sahibi örgüttür."

İşte tartışmanın düğüm noktası da tam burada başlıyor.

Türkiye'de siyasi partiler uzun yıllardır yukarıdan aşağıya yönetiliyor.

Delegeler seçiyor gibi görünür.

MYK karar veriyor gibi görünür.

Disiplin kurulları işletiliyor gibi görünür.

Ama taban çoğu zaman yalnızca sonucu öğreniyor.

Yalaz'ın öfkesi tam da buna yönelmiş durumda.

Onun konuşması hukuki değil, psikolojik bir kopuşun ilanı gibiydi.

Mikrofonu eline aldığında alışılmış hitabetinden eser yoktu.

Nereden başlayacağını bilemediğini söyledi.

Çünkü bazı konuşmalar hazırlanmaz.

Bazı konuşmalar yaşanır.

O kürsüde konuşan kişi artık yalnızca bir il başkanı değildi.

Kendisini görevden alan kararı reddeden bir örgüt temsilcisiydi.

Konuşmanın dikkat çekici tarafı yalnızca sertliği değildi.

Kullandığı sembollerdi.

"Baba ocağı..."

"Atatürk'ün partisi..."

"Örgütün vicdanı..."

"Halkın partisi..."

Bu kavramların her biri, Genel Merkez'e karşı örgütü meşruiyet kaynağı olarak gösterme çabasının parçalarıydı.

En sert suçlama ise şuydu:

Kararların parti iradesiyle değil, iktidarın etkisiyle alındığını iddia etti.

Bu çok ağır bir ithamdır.

İspatı da bir o kadar ağırdır.

Ama siyaset bazen hukuk diliyle değil, algı diliyle yürür.

Yalaz da tam bunu yaptı.

Konuşmasının sonunda mücadeleyi büyüteceğini söyledi.

"Sesim daha çok çıkacak."

"Yeni başlıyoruz."

"Bu daha başlangıç."

Aslında bu sözler, bir vedadan çok yeni bir siyasi hattın ilanı gibiydi.

Bugün Eskişehir'de yaşanan mesele yalnızca bir il başkanının görevden alınması değildir.

Asıl mesele şudur:

Cumhuriyet Halk Partisi'nde son sözü kim söyleyecek?

Genel Merkez mi?

Örgüt mü?

Delegeler mi?

Yoksa sokak mı?

Talat Yalaz'ın kürsüden sorduğu soru, yalnızca kendisi için sorulmuş bir soru değildir.

O soru artık bütün CHP'nin önündedir.

Ve cevabı disiplin kurulları değil...

Siyasetin kendisi verecektir.

Siyasi partiler seçim kaybettikleri gün yıkılmazlar.

Meşruiyetlerini tartışmaya açtıkları gün çatlamaya başlarlar.

Talat Yalaz'ın kürsüden yükselen "Siz kim oluyorsunuz?" sorusu, yalnızca Genel Merkez'e yöneltilmiş bir öfke cümlesi değildir.

O soru, bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin aynasına bırakılmış bir sorudur.

Çünkü her siyasi parti, bir gün mutlaka aynı sınavla karşılaşır.

Partinin sahibi, koltukta oturup nasıl olsa tıpış tıpış bize oy verecekler diyenler mi yoksa partinin iktidar yolculuğunda yükünü omuzlayanlar mı?

İşte tarihin vereceği hüküm, bu sorunun cevabında saklıdır.

ZÜBÜKNÂME

Zübükleşme sarmış dört bir yanımızı,
Söz unutmuş kendi eski anlamımızı.
Eğriler doğru diye alkış toplarken,
Biz arar olduk kayıp vicdanımızı.

Meyhaneye gitmedik, sarhoş olduk yine;
Bir makam uğruna eğildik her dine.
Şarap değil, menfaat doldurmuş kadehi;
Ayık kalan şaşkın bakıyor bu cine.

Hakikatin sesi cılız kaldı bugün,
Yalanın pazarında bayram oldu dün.
Altın yaldız vurunca paslı yüzlere,
Herkes hükümdar, kimse kul değil bugün.

Dürüstlük çöl olmuş, hile deniz gibi,
Vicdan suskun, alkış yükselir ezgi gibi.
Bir Zübük gider, bin Zübük yetişirmiş;
Meğer tohum saçılmış gizli gizli.

İnsan dedik, meğer suretten ibaretmiş;
Kimi bir koltuğa, kimi şöhrete esirmiş.
Bir gün toprak soracak: "Ne bıraktın geriye?"
Cevap sessizlik olacak... Hayat da bitivermiş.


(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)