Ege’de bir sahil kasabasına yerleşmek çok güzel bir fikir, değil mi?

Çoğu insanın hayali bu: şehrin gürültüsünden, trafiğinden ve sürekli bir yerlere yetişme telaşından uzaklaşmak. Bahçesinde limon ağaçları olan, kapısı denize açılan küçük bir ev… Sabahları alarm sesi yerine kuş sesleriyle uyanmak, kahveyi acele etmeden içmek, yalın ayak toprağa basıp dinginliği hissetmek…

Uzaktan bakınca hayat kusursuz görünüyor. Ama kasaba hayatı sadece deniz manzarasından ve kuş seslerinden ibaret değil. İşin içine girince bazı şeyler değişiyor. O huzur vereceğini düşündüğümüz bahçenin bitmeyen bir bakımı var mesela. Kışın soğuğu, yakılması gereken soba, yağmur başladığında akan çatı… Bir de hemen gelemeyen usta meselesi var. Şehirde bir telefonla ya da birkaç tıkla hallettiğimiz işler, kasabada kendi uğraşınıza kalabiliyor.

Bir de madalyonun sosyal boyutu var… Şehirde dilediğiniz an arkadaşlarınızla buluşup sinemaya, konsere ya da kafeye gidebiliyorsunuz. Küçük bir kasabada seçenekler daha sınırlı. Başta ruhu dinlendiren o muazzam sakinlik, zamanla ve özellikle kış aylarında yerini derin bir yalnızlık hissine bırakabilir. Kimileri için bulunmaz bir nimet olsa da yalnızlığa alışkın olmayanlar için zorlayıcı olabiliyor.

Bu hayatı seven ve yıllarca sürdüren insanlar elbette var. Fakat büyük bir hevesle taşınıp bir süre sonra şehre geri dönenler de oluyor. En çok burada yanılıyoruz: bir yeri tatilde ziyaret etmekle orada yaşamak aynı şey değil. İnsan alışkanlıklarını kolay kolay geride bırakamıyor. Yıllarca yüksek tempoda yaşamış biri için bir anda yavaşlamak kulağa çok güzel gelse de buna alışmak zaman alıyor.


Bir sahil kasabasında yaşamak gerçekten güzel ve sakin bir hayat sunabilir. Ama karar vermeden önce sadece denizi, güneşi ve bahçeli evi düşünmemek gerekiyor. O evin çatısı aktığında, kış ayazında sobayı yakmak gerektiğinde, işler beklediğimizden uzun sürdüğünde ve sosyal çevremiz daraldığında da o hayatı isteyip istemediğimizi düşünmeliyiz.

Adresimizi değiştirmek kolay. Asıl zor olan, alıştığımız hayatı ve beklentilerimizi değiştirmek. Bu yüzden kendimize dürüstçe şu soruyu soralım: Gerçekten o sakin kasaba hayatını mı istiyoruz, yoksa sadece yorulduğumuz şehirden kaçmak mı?