İnsan hayatı çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık olmak üzere belirli ve sınırlı zaman dilimlerinden oluşmaktadır. Her bir dönem ayrı bir öneme sahip olmakla beraber, gençlik dönemi insan hayatının en önemli ve en kritik sürecini oluşturmaktadır. İnsanın geleceğini şekillendirdiği, şahsiyetini inşa ettiği değerli bir dönemdir gençlik.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “…İhtiyarlık gelmeden gençliğin kıymetini bilin…” (Buhârî, Rikak, 3) buyurarak, bu dönemin geçici olduğunu ve onu doğru bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini vurgulamıştır.
Gençlerin hayatı anlamlandırma ve kişiliklerini inşa etme çabasında oldukları bu dönemde onlara rehberlik etme noktasında en temel görev öncelikle anne ve babalara, sonrasında eğitimcilere ve tüm topluma düşmektedir. Yarınlarımızı emanet edeceğimiz gençlerimiz, bugün yaşadıkları topluma emanettirler. “Gençliğimiz istikbalimizdir” sözü, bir toplumun geleceğini şekillendiren temel gücün gençler olduğunu ifade etmektedir. Bir ülkenin, bir toplumun kalkınması, huzuru ve refahı gençliğine verdiği önemle doğru orantılıdır.
Günümüzde gençler dijital bağımlılık, yozlaşan sosyal medya kültürü, geleceğe yönelik ümitsizlik, belirsizlik ve manevî boşluklar gibi ya da zamanını boşa geçirmesine sebep olacak oyun vb. pek çok olumsuz durumla karşı karşıya kalmaktadır. Bu olumsuzluklar gençlerin köklerinden, dinî ve kültürel değerlerinden uzaklaşmalarına ve yaşadıkları topluma karşı aidiyet duygusunu kaybetmelerine sebep olabilmektedir.
Toplumun inşasında gençlerin rolü büyüktür. Gençlerin potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için onlara yol göstermeli, destek olunmalı ve sorumluluk almalarına imkân verilmelidir.
Dinimiz de gençliğe büyük önem vermiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “İnsanlar içinde Yüce Allah’ın en sevdiği kimse, kötülükleri terk edip iyiliklere yönelen gençtir” (Ebû Dâvûd, Salât, 26) buyurarak, gençlerde güzel ahlakın önemine işaret etmiştir.
Rasulullah’ın hayatında gençler önemli bir yere sahipti. O (s.a.v.); geçlerle güven ve samimiyete dayalı bir ilişki kurmuş ve bu ilişki vesilesiyle onların enerjilerinden, potansiyellerinden, cesaretlerinden istifade etmiştir. Gençlerle yakından ilgilenmiş, sorularını sabırla dinlemiş, onları eğitmiş ve onlara kabiliyetlerine göre sorumluluklar vermiştir. Hz. Ali (r.a.) 10 yaşında İslam’a girmiştir. Erkam b. Ebi’l-Erkam her türlü tehdit ve tehlikeye rağmen, Mekke’de evini ilk Müslümanlara açtığında 18 yaşında bir gençti. Cafer b. Ebî Tâlib, Habeşistan kralı Necâşî ve beraberindekilere İslam’ı anlattığında 25 yaşındaydı. Üsâme b. Zeyd, Suriye seferinde ordu komutanı olarak görevlendirildiğinde 18 yaşında genç bir sahabeydi. Rasulullah, İslam’a davet mektuplarını gençlere yazdırmış ve onlarla göndermiştir. O (s.a.v.), 25 yaşlarında olan Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye öğretmen olarak göndermişti. Bu örneklere baktığımızda Efendimiz (s.a.v.) gençleri sevmiş, onlara değer vermiş, İslam’ın yaşaması ve yayılması noktasında kritik görevler vermiştir. O (s.a.v.), gençlerin geleceğin sorumluluğunu yüklenebilecek özellikte yetişmesi için çaba sarf etmiştir. Bizler de, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in gençlere verdiği önemi ve yaklaşım metodunu benimseyerek ve gençliğin önemini kavrayarak, onların sahip olduğu enerji ve potansiyeli iyi bir eğitimle yönlendirmeliyiz. Yarınları kendilerine emanet edeceğimiz gençler ne kadar iyi yetiştirilir ve ne kadar dinine, vatanına bağlı kılınırsa, istikbalden o derece emin olunabilir.
Rabbimiz bizlere Kur’an ve sünnete uygun bir hayat sürdürebilmeyi, ecdadımızdan aldığımız emanetleri bizden sonraki nesillere hakkıyla ulaştırabilmeyi nasip eylesin…


Sezen KONUK/Din Hizmetleri Uzmanı

MEAL OKUYORUM

Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha iyidir hem de sonucu daha güzeldir.
(İsrâ, 17/35)

HER GÜNE BİR HADİS

“İyi şeyler söyleyerek iyi sözler taşıyarak (küs) insanların arasını bulmaya çalışan kimse yalancı sayılmaz.”
(Tirmizî, Birr, 26)

GÜNÜN DUASI
“Allah’ım! Sen benim Rabbimsin! Beni sen yarattın. Ben senin kulunum; gücüm yettiğince ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde durmaktayım. Yaptığım kötülüklerin ve işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. Bana lütfettiğin, üzerimdeki nimetlerini yüce huzurunda minnetle anıp, itiraf ederim. Aynı şekilde günahımı da itiraf ederim. Beni bağışla; çünkü senden başka hiçbir kimse günahları affedip bağışlayamaz.” (Buhârî, De’avât, 2, 15)

BİR SORU-BİR CEVAP

Önceki yıllara ait zekâtını vermeyen bir kimse daha sonra zekât borçlarını nasıl öder?

Zekât vermekle yükümlü olduğu hâlde önceki yıllarda zekâtını vermemiş olan kimse, elinde malı varsa zekâtını vermediği geçmiş yılların zekâtını da verir. Mesela iki yıl zekât vermeyen bir kişi, ilk yılın zekâtını verdikten sonra ikinci sene için kalan paranın % 2,5’unu zekât olarak verir (Mevsılî, el-İhtiyâr, I, 329-333, 391). (Fetvalar,DİB Yay.syf.249)