Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra Medine’deki Evs ve Hazrec kabileleri arasında yıllardır devam eden savaşlar ve anlaşmazlıklar son bulmuştur. Kur’an-ı Kerim’de bu husustan şöyle bahsedilmiştir: “Hep birlikte Allah’n ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz...” (Âl-i İmrân 3/103).
Yine hicret sonrası öncelikli olarak omuz omuza namaz kılınması, İslam toplumunun temellerinin sağlam atılması için bir yandan mescid inşasına başlanırken, diğer yandan da yurdunu yuvasını terk ederek Allah rızası için hicret edenlerin mağduriyetlerinin bir nebze giderilmesi için ensar ile muhacir arasında muâhât (kardeşlik) uygulaması hayata geçiriliyordu. Peygamber Efendimiz hicret sonrası; mescid yapılması, muâhât yapılması, selamın yayılması, açların doyurulması gibi ferdi ve sosyal içerikli uygulamalar ve tavsiyelerle Müslümanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneklerini ortaya koyuyordu. Çünkü alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.); hem dinin emirlerini anlatan bir mübelliğ, hem de anlattığını yaşayan en güzel örnek, üsve-i hasene idi. O (s.a.v.); doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söylettirmişti İslam’ı...
Bir gün ashâbıyla birlikte otururken Hz. Peygamber’in mübarek ağzından şu sözler dökülür: “Allah’ın şehit ya da peygamber olmayan öyle kulları vardır ki kıyamet gününde Allah’a olan yakınlıkları nedeniyle peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler.” Bu sözü işiten sahâbîler bir anda kulak kesilip merakla sorarlar: “Kim bunlar, yâ Rasulallah?” Ashâbın dikkatini toplayan Allah Rasulü şu açıklamayı yapar: “Bunlar, akrabalık ya da aralarında dönüp dolaşan bir maldan kaynaklanan çıkarları olmaksızın, sırf Allah için birbirlerini seven insanlardır. Onların yüzlerinde bir nur vardır ve onlar hidayet üzeredirler. İnsanlar telaşa düştüklerinde onlar korkuya kapılmazlar, insanlar hayıflanırken onlar üzülmezler.” Allah Rasulü bu sözlerinin ardından; “Haberiniz olsun, Allah’ın sevgili kullarına korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir” (Yûnus 10/62) ayetini okur (Ebû Dâvûd, Büyû’, 76).
İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşmayı, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmamayı emreden dinimiz İslam (Mâide 5/2); dayanışma ruhu içinde imanları uğrunda çarpışan Müminlerden övgüyle söz ederek onları adeta birbirine kenetlenen duvarın tuğlalarına benzetmiştir.
Rasulullah (s.a.v.); müminleri bir bedenin uzuvlarına benzeterek şöyle buyurmuştur: “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer” (Müslim, Birr, 66).
Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de, müminlerin ancak kardeş olduğunu, kardeşlerimizin arasını düzeltmekle Allah’ın rahmetine mazhar olmanın mümkün olduğunu ifade etmiştir (Hucurât 49/10). Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun” (Buhârî, Edeb, 62).
Bizler müminler olarak, zerre kadar hayrın, zerre kadar şerrin karşılığını göreceğimize; kim, bir kimsenin sıkıntısını giderirse Allah’ın da onun sıkıntısını gidereceğine inanan insanlarız. Bizler; fert olarak yaratılsak da, toplum içerisinde yaşayan ve birbirine muhtaç kimseleriz. Bizler, her daim birbirimize muhtacız. Bu vesile ile rahmet ve bereket ayı olan Ramazan ayını; birlik, beraberlik ve kardeşliğimize, yardımlaşma ve dayanışmaya vesile kılalım...
Gürsel BAYRAM
Tepebaşı Müftülüğü Şube Müdürü
MEAL OKUYORUM
De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, sapasağlam bir dine, Allah’ı bir bilen İbrahim’in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.” (En’âm, 6/161)
HER GÜNE BİR HADİS
“Kulun kalbi doğru oluncaya kadar imanı dosdoğru olmaz. Dili doğru oluncaya kadar da kalbi dosdoğru olmaz. Komşusunun kendisinden bir kötülük gelmeyeceğine emin olmadığı kimse de cennete giremez.” (İbn Hanbel, III, 199)
GÜNÜN DUASI
“Allah’ım! Sana teslim olan bir kalp, doğru sözlü bir dil ve dosdoğru bir ahlak istiyorum.” (Hakim,deavat 1872)
BİR SORU - BİR CEVAP
Kulağın yıkattırılması orucu bozar mı?
Kulak ile boğaz arasında bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, yıkama sırasında suyun mideye ulaşması hâlinde oruç bozulur.
(DİYK 22. 09. 2005 tarihli karar. Fetvalar,DİB Yay.syf.278)