Hükümetin darbe muhtırası olarak gördüğü 104 emekli amiralin imzaladığı bildiriyi konuşmadan önce gelin Türkiye'de yaşanmış darbelerden iki tanesini inceleyip nelere sebep olduğuna kısaca bakalım.
Maalesef ki genç cumhuriyetimiz kuruluşundan itibaren daha yüz yıl geçmeden 4 askeri darbeye sahne olmuştur. Bu darbelerden ilki 27 Mayıs 1960 darbesidir. Bu darbe ilk olmakla birlikte toplumun bilincinde en derin yarayı bırakan darbedir. 1950-1960 yılları arasında hükümette bulunan Demokrat Parti'nin anti demokratik hareketleri ve Türkiye ekonomisini tamamen batı devletlerine bağımlı hale getirmesi gibi sebeplerle TSK darbe yapmış, DP'yi hükümetten düşürmüştür. Hatta bununla da yetinmeyip Başbakan Adnan Menderes ve diğer önde gelen bürokratları idam etmiştir. Peki bu aşırı müdahale nelere sebep olmuştur? Amacına ulaşmış mıdır?
Bu darbe toplum gözünde Demokrat Parti'yi suçlu konumdan çıkarıp mağdur konuma getirmiştir. Aynı zamanda DP'ye oy veren kesimler oylarının yok sayıldığı hissiyle DP'nin ideolojisine çok uzun yıllar bozulmayacak, hatta günümüzde bile devam edecek şekilde gönülden bağlanmışlardır. Evet toplum üzerinde o zaman oluşan bu travma, nesilden nesile devam etmiş ve merkez sağ partilerin 1950'den günümüze kadar; 70 yıldır Türkiye'yi yönetmesinin en önemli sebebi olmuştur. Yani amaçlanan ile elde edilen sonuç tam tersidir.
Etkileri hala devam eden bir diğer darbe ise 28 Şubat 1997'de gerçekleştirilen askeri darbedir. Bu darbe ile Türkiye'yi adım adım laiklikten uzaklaştırarak bir çeşit şeriat devleti kurmayı amaçladığı düşünülen Refah partisi iktidardan düşürülmüştür. Peki bu müdahale nelere sebep olmuştur? Amacına ulaşmış mıdır?
Bu darbe tıpkı 27 Mayıs darbesi gibi Refah Partisi'ni suçlu konumdan, mağdur konumuna getirmiştir. ''Mağdur'' konumu ise bizim toplumumuz için ''kahraman'' anlamına gelir. Türk toplumu her zaman mağdura hayranlık duymakta ve onu desteklemektedir. Yani bu darbe 2002'de AKP'nin tek başına iktidara gelmesinin ve bu iktidarı çok uzun yıllar sürdürmesinin önünü açmıştır. Yani amaçlanan ile elde edilen sonuç tam tersidir.
Yani sonuç olarak toplumu dizayn etmeye yönelen her silahlı hareket toplum nezdinden mutlaka ters tepmiş ve istenilenin tam tersi sonuçlara neden olmuştur. Tarihte de örnekleri çoktur. Bu köşeyi düzenli okuyan okuyucularımız ve tarihe ilgi duyanlar Sezar örneğini hatırlayacaktır. Sezar'ın dikta yönetimini bitirip Roma'yı tekrar bir cumhuriyet yapmak isteyen senatörler bu amaçla Sezar'ı öldürmüşlerdir. Sonrasında gelen süreçte ise Roma bir daha asla geri dönmeyecek şekilde cumhuriyeti kaybetmiş ve kalıcı olarak dikta ile yönetilmiştir. Bu her zaman aklımızda tutmamız gereken bir örnektir.

104 Emekli Amiralden Ortak Bildiri

İki gündür Türkiye'yi çalkalayan bildiriyi okumayanlar için kısa bir özet geçelim. 104 emekli amiralin imza attığı bildiride, Kanal İstanbul projesinden duyulan rahatsızlık ve son zamanlarda tartışmaya açılan, Cumhurbaşkanı'nın tek imzası ile kolayca çıkmamızın mümkün olduğu iddia edilen Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin çok önemli olduğu, mutlaka korunması gerektiği belirtiliyor. Buna ilave olarak son zamanlarda sosyal medyada sıkça sözü edilen makam arabasıyla bir tarikat evine gidip cübbeli sarıklı pozlar veren amiralden duyulan rahatsızlık da dile getiriliyor. Bu duruma istinaden dikkatli olunması ve FETÖ olayından dersler çıkarılması gerektiği belirtiliyor.

Kitap Tavsiyesi: Fransız Devrimi (George Rude)
Demokrasinin toplumsal kökenlerini anlamak ve tarihsel süreç içerisinde yerine nasıl oturduğunu anlayabilmek için başvurulacak en önemli kaynak Fransız Devrimi'dir. Fransız Devrimi sadece Avrupa'yı değil tüm dünyayı kalıcı olarak etkilemiştir. Dikkat ederseniz birçok ülkenin bayrağı dikey sütun şeklindeki üç renkten oluşur. Bu birçok ülkenin Fransız Devrimi'nden sonra kullanılan 3 renkli Fransız bayrağından esinlenmesinin bir sonucudur. Sadece bu olgu bile devrimin diğer ülkeler üzerinde ne kadar geniş çaplı bir etki bıraktığını göstermeye yeter.
Haftanın Sözü: Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır. (Platon)