Cumhur ile gizli pazarlık mı yapıldı?

Gözler genel merkezde. En çok sorulan soru ise şu: Yeni ihraçlar mı geliyor?

Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu dünkü konuşmasında çok sert ifadeler kullandı:

“Mutlak butlan davasını bu partinin başına bela edenlerden hesap sormazsam namerdim. Kim bu işe bulaştıysa, kim kirlilikten medet umduysa, kim pavyon köşelerinde para aldıysa ona güle güle diyeceğiz.”

Yani işareti verdi.

Peki, ama hangi yetkiyle?

Burada temel sorun şu: Kemal Kılıçdaroğlu CHP’yi bir siyasi parti gibi değil, adeta kendi şirketi gibi görüyor.

Sanki şirketin patronu geri dönmüş ve şöyle diyor:

“Burası benim şirketim. Ben bir süre uzak kaldım, işler bozulmuş. Şimdi gelip temizleyeceğim.”

Ama CHP bir şirket değil. Milyonların oy verdiği, delegelerin iradesiyle yönetilen bir siyasi parti.

Kılıçdaroğlu “CHP’yi arındıracağım” diyor.

2023’te kurultay yapıldı. Delegeler seçimini yaptı. 2026’dayız ve şimdi birileri çıkıp:

“Bu partiyi ben temizleyeceğim, bunları partiden atacağım”diyor.

Eğer bu kadar büyük bir “arınma” projesi vardıysa, neden 2023’e kadar yapılmadı? Neden kurultayda delegelere açıkça:

“Bana yetki verin, ben partiyi temizleyeceğim”denmedi?

Demek ki bugün ortaya çıkan şey delegelerin iradesine dayanmıyor. Başka bir güç kaynağı var.

Gücünü kimden alıyor?

Normalde bir genel başkan gücünü delegelerden alır. Kongreye gider, oy ister, seçilir.

Ama burada tablo farklı görünüyor.

Mahkemenin verdiği tedbir kararı tartışmalı. Bir üst mahkeme devreye giriyor, mevcut yönetimi etkisiz hale getiriyor ve süreç Kılıçdaroğlu lehine ilerliyor.

Bu yüzden birçok kişi şu soruyu soruyor:

“Kılıçdaroğlu gücünü delegelerden mi, yoksa iktidardan mı alıyor?”

MYK’yı kim adına topluyor?

Bugün MYK toplanıyor. Ama o MYK’yı kim seçti? Hangi tarihte seçildi? Bu yetki hangi demokratik zemine dayanıyor?

CHP’nin organlarını yeniden şekillendirmeye karar verecek olan kişi bir mahkeme kararıyla mı yetki kazanıyor, yoksa parti tabanı mı?

Bir siyasi partide “arınma” kararı verecek merci mahkeme değil, delegedir.

Asıl hesap verilmesi gereken konu

Kılıçdaroğlu bugün başkalarını suçluyor. Peki, kendi dönemindeki kararların hesabı ne olacak?

2018 ve 2023 süreçlerinde CHP listelerinden DEVA, Saadet, Gelecek ve Demokrat Parti’ye toplam onlarca milletvekili verildi. Bu kararlar neden alındı? Kim adına alındı?

Sonuç ne oldu?

Birçok isim daha sonra CHP’den ayrıldı, hatta iktidara yakın pozisyonlara geçti.

İstanbul’da ve Çankaya gibi CHP kalelerinde seçmen, CHP’li olmayan adaylara oy vermek zorunda bırakıldı. Örneğin Sadullah Ergin’in CHP listesinden aday gösterilmesi hâlâ tartışılıyor.

Bunların sorumluluğu kimde?

Özgür Özel neden hedefte?

Burada asıl dikkat çeken nokta şu:

Özgür Özel liderliğindeki CHP son dönemde ciddi bir toplumsal mobilizasyon yakaladı. Mitingler doldu, AK Parti’nin güçlü olduğu şehirlerde bile kalabalıklar oluştu. 31 Mart seçimlerinde CHP %37 oy aldı ve bu sonuç birçok siyasi dengeyi değiştirdi.

İktidarın asıl rahatsız olduğu noktanın bu yükseliş olduğu düşünülüyor.

İmamoğlu süreci, belediye operasyonları ve şimdi de parti içindeki bu yeni kriz aynı zincirin halkaları olarak görülüyor.

Ofis meselesi neyin hazırlığıydı?

Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında Kılıçdaroğlu’nun kiraladığı ofis uzun süre “siyasi çalışma merkezi” olarak yorumlandı.

Birçok kişi Türkiye meseleleri üzerine raporlar hazırlanacağını,konferanslar verileceğini,akademik çalışmalar yürütüleceğini düşündü.

Ama görünen o ki o ofis daha çok CHP içi yeniden dizayn planlarının merkezi olmuş.

“Mutlak butlan” neden şimdi gündemde?

CHP yükselirken, Özgür Özel sahada etkili olurken ve Saraçhane süreciyle muhalefetin moral üstünlüğü artarken yeni bir hamle geldi:

“Mutlak butlan” tartışması.

Bu tartışmanın amacı gerçekten hukuki bir sorun mu, yoksa siyasi denklemi değiştirmek mi?

Man Adası dosyasını hatırlayın

Kasım 2017’de Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakınlarının Man Adası’ndaki bir şirkete para transferi yaptığını iddia etmiş ve bazı dekontlar açıklamıştı.

O süreç yıllarca tartışıldı. Yargı aşamaları yaşandı. Sonunda Yargıtay para transferlerinin gerçek olduğunu tespit etti ancak Kılıçdaroğlu’nun eleştiri sınırları içinde kaldığına hükmetti.

Şimdi ise aynı Kılıçdaroğlu’nun iktidarla aynı çizgide hareket ettiği iddiaları gündemde.

İnsan ister istemez soruyor:

“Bir koltuk uğruna kimler kimlerle beraber oldu?”

"Bugün arındıracağım dediği kadroların önemli kısmını dün kendisi kurdu."

Burada insanın aklı karışıyor.

Kemal Bey bugün CHP'de büyük bir arınma hareketinden söz ediyor.

İyi de arındırılacak olan kim?

Bugün hedef tahtasına konulan belediye başkanlarının önemli bölümü hangi dönemde aday gösterildi?

Milletvekili listelerini kim hazırladı?

İl başkanlarını, ilçe başkanlarını, parti yöneticilerini kim onayladı?

Eğer CHP gerçekten bu kadar kirlenmişse, bu kirlilik uzaydan mı geldi? Kirlenme seninle birlikte başladı beyefendi. Öztıraklar deden bugüne kadar imtiyazlı değil miydi?

Eskişehir’de listelere vesayetçiler listeyi tanzim etmemişlermiydi?

Yoksa yıllarca partiyi yöneten kadroların eseriydi de şimdi mi fark edildi?

İnsan ister istemez soruyor:

Kemal Kılıçdaroğlu CHP'yi mi tasfiye ediyor, yoksa kendi siyasi geçmişini mi inkâr ediyor?

Asıl ilginç olan ise siyasi hafıza meselesi.

Daha dün Man Adası belgelerini kürsüden gösteren kişi Kemal Kılıçdaroğlu'ydu.

"128 milyar dolar nerede?" diye meydan meydan dolaşan,afişleriparti genel merkezine dev posterler ile astıran da oydu.

İktidarın hesap vermesi gerektiğini söyleyen, şeffaflık talep eden, devlet gücünün denetlenmesini isteyen de oydu.

Bugün ise aynı Kılıçdaroğlu'nun adı bambaşka tartışmaların içinde geçiyor.

Dün iktidara karşı kurduğu cümlelerle alkışlanan bir siyasetçi, bugün neden iktidarın işine yaradığı düşünülen hamlelerin merkezinde görülüyor?

Siyasette görüş değişebilir.

Tutum değişebilir.

Ama bu kadar keskin bir U dönüşü olduğunda insanlar doğal olarak sebebini merak ediyor.

Çünkü siyaset sadece ne söylediğinizle değil, dün söylediklerinizle bugün yaptıklarınız arasındaki mesafeyle de ölçülür.

Ve final bölümüne de şu tür bir taşlama çok yakışır:

Belki de CHP tabanının asıl sorduğu soru şudur:

Kemal Bey bugün partiyi temizlemeye geldiğini söylüyor.

Fakat ortada garip bir durum var.

Temizlenecek kadroların çoğunu kendisi kurmuş.

Gönderilecek isimlerin çoğuyla yıllarca birlikte çalışmış.

Yanlış yaptılarsa neden o gün sustu?

Doğru yaptılarsa neden bugün tasfiye etmek istiyor?

Bu nedenle mesele artık sadece bir kurultay meselesi değildir.

Asıl tartışma şudur:

Kılıçdaroğlu CHP'nin eski genel başkanı olarak mı konuşuyor, yoksa CHP'nin son mağlubiyetinin siyasi muhasebesinden kaçmaya çalışan bir siyasetçi olarak mı?

"Dün böyle diyordun, bugün neden tersini yapıyorsun?" sorusudur.

Son söz

Bugün CHP’de yaşanan kriz sadece bir parti içi çekişme değil. Bu kriz, muhalefetin geleceğini, demokratik iradeyi ve siyasetin nasıl şekilleneceğini ilgilendiriyor.

Ve galiba şimdi herkes şu sorunun cevabını arıyor:

“Turpun büyüğü gerçekten heybede miydi?

Biz bu sözü çok ciddiye almalıydık. Gerçi bunu ben ciddiye aldım ama vasat analizciler gazeteci geçinenler gözden kaçırmış.

Neymiş turpun büyüğü, neredeymiş anlayabildiniz mi?