Türk siyasetinin en ilginç tarafı bazen sahnede oynanan oyunun değil, oyunculara dağıtılan rollerin daha önemli olmasıdır.

Son günlerde Devlet Bahçeli'nin CHP üzerine yaptığı açıklamaları izlerken aklıma takılan soru tam da bu yüzden büyüyor:

Bahçeli'ye verilen rol nedir?

Çünkü ortada alışılmış bir muhalefet-iktidar kavgasından çok daha farklı bir tablo var.

Düşünün...

CHP'nin kurultayı tartışılıyor.

CHP'nin genel başkanı tartışılıyor.

CHP'nin delegeleri tartışılıyor.

CHP'nin belediye başkanları tartışılıyor.

Ve bütün bu tartışmaların en heyecanlı yorumcularından biri CHP'li değil.

Devlet Bahçeli.

Üstelik sadece yorum da yapmıyor.

Adeta siyasi danışmanlık hizmeti veriyor.

Kurultayın nasıl yapılacağını anlatıyor.

Partinin nasıl davranması gerektiğini söylüyor.

Kimlerin temizlenmesi gerektiğine karar veriyor.

Kimlerin kalıp kimlerin gitmesi gerektiğine dair reçeteler yazıyor.

İnsan ister istemez merak ediyor...

MHP Genel Merkezi'nin bir odasında gizlice CHP Tüzüğü mü çalışılıyor?

Yoksa Türkiye yeni bir siyasi modele mi geçti?

Muhalefet partilerinin iç işlerini artık rakip partiler mi düzenliyor?

Ama asıl soru burada başlıyor.

Çünkü Devlet Bahçeli siyasetin acemilerinden biri değildir.

Ne söylediğini bilen bir siyasetçidir.

Daha da önemlisi ne zaman söyleyeceğini bilen bir siyasetçidir.

Bu yüzden yaptığı açıklamaların her kelimesi kadar yaptığı tercihlerin de anlamı vardır.

Peki, neden CHP?

Neden bu kadar yoğun ilgi?

Neden bu kadar detay?

Neden bu kadar müdahil bir dil?

İşte burada siyasetin görünmeyen koridorlarına giriyoruz.

Belki de mesele CHP'nin kazanıp kazanmaması değildir.

Belki de mesele CHP'nin nasıl bir muhalefet yapacağıdır.

Çünkü modern siyaset rakibini ortadan kaldırmak üzerine değil, onu yönetilebilir hale getirmek üzerine kuruludur.

Muhalefet olsun...

Ama öngörülebilir olsun.

Eleştirsin...

Ama sınırlarını bilsin.

Bağırsın...

Ama duvarları sarsmasın.

Var olsun...

Ama tehdit oluşturmasın.

Asıl mesele burada düğümleniyor.

Son iki yıldır yaşananlara bakalım.

Kurultay tartışmaları.

Yargı süreçleri.

Belediye operasyonları.

Parti içi hesaplaşmalar.

Bitmeyen liderlik kavgaları.

Ve sonunda ortaya çıkan manzara şu:

Muhalefet iktidarla mücadele etmek yerine kendi gölgesiyle kavga ediyor.

Tam da bu noktada Bahçeli'nin açıklamaları yeni bir anlam kazanıyor.

Acaba amaç CHP'yi dağıtmak mı?

Yoksa değişmesini engellemek mi?

Çünkü bunlar aynı şey değildir.

Hatta çoğu zaman birbirinin tam tersidir.

Bir siyasi hareket bazen rakibinin saldırısıyla değil, kendisine çizilen sınırları kabullendiği gün yenilir.

Türkiye siyasetinde bugün asıl tartışılması gereken konu da budur.

CHP'nin geleceği değil.

Muhalefetin hareket alanı.

Muhalefetin ne kadar konuşacağı değil.

Ne kadar ileri gidebileceği.

Çünkü tarih bize gösteriyor ki bazı kapılar kilitle kapatılmaz.

İnsanlara dışarı çıkmayı unutturarak kapatılır.

Belki de bugün cevap bekleyen soru tam olarak budur:

Devlet Bahçeli CHP'ye ne söylüyor?

Daha önemlisi...

Türkiye siyasetinde kendisine hangi rolü oynuyor?

Ve o rol, yalnızca CHP'yi mi ilgilendiriyor?

Yoksa hepimizi mi?